Tarihî Harran şehrine yolculuk - Güneydoğu izlenimleri-2

Hayatü’l-Harranî’den kısaca bilgi verecek olursak vefatı 1100’lü yıllara dayanıyor. Selâhaddin Eyyubî ve Sultan Nureddin Zengi gibi ünlü hükümdarların ziyaret edip dua istediği, vefatından sonra tasarrufu devam eden büyük velilerdendir. Harran’da yerleşmiş, uzun yıllar irşad vazifesiyle uğraşmış bir tasavvuf ehlidir.1 Risale-i Nur’da da ismi şöyle geçmektedir:

“Gavs-ı A’zam gibi, memattan sonra hayat-ı Hızırîye yakın bir nevi hayata mazhar olan evliyalar vardır. Gavs’ın hususî ism-i a’zamı ‘Ya Hayy’ olduğu sırrıyla, sair ehl-i kuburdan fazla hayata mazhar olduğu gibi; gayet meşhur Maruf-u Kerhî denilen bir kutb-u a’zam ve Şeyh Hayatü’l-Harranî denilen bir kutb-u azîm, Hazret-i Gavs’tan sonra mematları hayatları gibidir. Beyne’l-evliya meşhur olmuştur.”2

Harran’a girdikten sonra ilk önce böyle bir evliyayı ziyaret etmek gerekir diye düşündük. Harran halkı da “tasarrufunun devam ettiğini” bildikleri için sıkça o türbeyi ziyaret ediyor ve kabri başında dualar ediyorlardı. Biz gittiğimizde de gündüzün erken vakti ve hava nisbeten sıcak olmasına rağmen epey insan vardı. Zaten vakit geçtikçe daha da kalabalıklaşmıştı.

Bu gezimizde çoğu zaman, gideceğimiz yeri tanımak ve daha iyi gezebilmek için yolculuk esnasında tarihçi Talha Uğurluel’in o bölge ile ilgili gezi videosu varsa onu dinleriz. Harran’a giderken de öyle yaptık. 

Harran, 1200’lü yıllarda İslâm dünyasının başkentiymiş. Moğollar’ın saldırısı sonrası şehir yakılıp yıkılmış. Şehrin sekiz kapısı varmış ve şu an ayakta kalan kapı Halep Kapı. Biz de eski Harran’a girmek için o kapıdan yürüyerek........

© Yeni Asya