Önceliğimiz AB olmalı
Aslında, iktidarın AB’ye bakışını, daha önce var olan Avrupa Birliği Bakanlığı’nı, Partili Cumhurbaşkanı Hükûmet Sistemi’ne geçilmesiyle birlikte Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Avrupa Birliği Başkanlığı’na dönüştürmesiyle özetlemek mümkün.
Kimi zaman “Gerekirse Kopenhag değil, Ankara kriterleri ile devam ederiz” deniliyor, kimi zaman da Çin ve Rusya’nın öncülüğünde oluşturulan ve beş ülkenin Sınır Bölgeleri’nde Askerî Güvenin Derinleştirilmesi Anlaşmasını imzalamasıyla Şanghay Beşlisi (Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, sonradan Özbekistan’ın da örgüte katılması ile altı ülke) olarak kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), AB’ye alternatif olarak gündeme getiriliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz yıl büyükelçiler iftarında “Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak Avrupa Birliği’ne üyelik sürecimizi stratejik önceliğimiz olarak görüyoruz. Son dönemde yaşanan gelişmeler, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur…” derken şimdi, “Bizim için önceliğimiz AB değil ama AB’ye söylüyoruz, kaybeden siz olursunuz, Türkiye olmaz” diyerek hükûmetin AB konusundaki inişli çıkışlı görüşlerine yenisi eklemiş oldu.
AB STANDARTLARI YAKALANMALI
AB’nin eski Ankara Büyükelçisi Pieri’nin buna yorumu dikkat çekici. Pieri, bu durumun hukukun üstünlüğü yapısının tasfiye edilmesi, adalet, sivil toplum ve medya alanlarında artık ortak değerlerin bulunmaması gibi Türkiye’deki yönetimin temel özellikleriyle ve Rusya’ya yaptırım uygulanmaması, Suudi Arabistan ile üçlü savunma paktı gibi Türkiye’nin dış politika tercihleriyle uyumlu olduğunu belirtiyor.
Emekli Büyükelçi Selim Yenel’in “bilinenlerin ilk kez yalın bir şekilde dile getirildiği” değerlendirmesi de bu anlamda dikkat çekici.
AB standartları olarak isimlendirilen “demokrasi, adalet, insan hakları” gibi standartların yakalanması, ancak Türkiye’nin AB’ye girmek için gereken reformları yapmasıyla........
