Namaz kılmayı özledim!

İlk zamanları, namazın bütün erkanını, yattığım yerde, hafiften ayaklarımı toplayarak yapabildim ve öylesine kıldım. Gözüm gayba bakıyordu, dudağım belirli belirsiz hareketli. 

Bu, ilk zamanların, kısa bir döneminde, yataktan çıkmaya fırsatımın olmadığı, sürekli altımın alındığı, bezimin birini alıp, diğerini yerleştirirken bile battığı o çok ibretlik süreçte hakikaten abdest almaya fırsatım olmuyor, teyemmümle kılıyordum. 

Bu süreçte kendimi gıyaben izliyorum, mevcud hâlimin ciddi rahatsızlıklarını mazeret göstererek namazı kılacak mıyım kılmayacak mıyım, diye.

O tereddütlü ilk günlerde namazı, çok da haklıymışım gibi kazaya bıraktığım oldu. Geçen bu namazsız günler, beni daha da tedirgin etti, zarar verdi. Ve dedim ki bu günlerin ehemmiyetini bil ve değerlendir. Böylesi vakitlerin dakikası çok kıymetlidir, imtihanın ağırlığı sevabın ağırlığını dâvet eder, kaçırma bunu, dedim. Elhamdülillah bu kısa gafletten sıyrılıp, yarım yamalak da olsa, necasete bulaşık da olsam, Allah’ım hâlimi biliyor ve ben de bu ahvalin, imtihan olduğunu biliyorum, o hâlde haydi namaza, dedim. 

Yatarak namaz kılma, yatakta oturarak, daha sonra sandalyede oturarak kılmaya evrildi, hamdolsun.

Ayağımı yıkamaya uzanamadığım için ıslak mendille ıslatarak abdesti tamamlama dönemindeyim, teyemmümden bu devreye geçtik, hamdolsun. Vücud dışına çıkarılan kalınbağırsak torbasının (stomanın) varlığı bu nev’i hareketlerimi engelliyordu, tıpkı üç kilodan fazla yükü kaldırmamak gerektiği gibi. Zorlarsam, bağırsağın dışarıya çıkma tehlikesi var ki, Allah muhafaza.

Derken, sandalye üzerine oturup kalkarak, rükû ve secdeyi de az farklı eğilmelerle yaparak namaza devam ediyorum.

Oturarak vs. kılmalarda çoğu namazları yamalıklı kıldım, zira........

© Yeni Asya