menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İfade hürriyeti ve adalet

11 0
27.07.2026

Hak ve hürriyetler iç içe geçmiş halde yaşarlar. Bir hakkı tanırsanız, diğer haklar da yavaş yavaş belirir. Bir hakkı ihlal ederseniz, diğer haklar da yavaş yavaş geriler.

Bir ülkede yeterli seviyede ifade hürriyeti varsa, orada diğer hak ve özgürlüklerin de -basın, din ve vicdan, toplantı ve gösteri, siyasî haklar vs- mevcut bulunduğuna bir işarettir.

Bu fertlerin kendi hak ve hürriyetlerine sahip çıkma şuuru ile yakından ilgilidir. “Zulüm bana değmiyorsa bin yaşasın” denilmez. Çünkü “bir millet cehaletle hukukunu bilmezse, ehl-i hamiyeti dahi müstebit eder.” 

Adalet bir gün herkese lâzım olabilir ama; bunun için savunulmaz. Adalet insanî, imanî ve herkesin muhtaç olduğu kudsî bir değerdir. Hocalar her Cuma hutbesinde hatırlatıyor:

“Şüphesiz ki, Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder. Hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız adalete sahip çıkmanız için size böyle öğüt verir.” (Nahl Suresi: 90)

Adaletsizlik yapanlar, aslında kendi kötü sonunu hazırlamaktadır. Adaletin -geç bile olsa- bir gün mutlaka yerini bulacağı kesindir.

Yunus Emre yılların ötesinden “Zulüm ile âbâd olanın âkıbeti berbat olur!” diye ikaz ediyor. Adaletsizlik yapanların bir şekilde cezalarını bulduklarına tarih şahittir.

Her insanın ifade hürriyetine sahip olduğu, anayasamızda ve uluslararası sözleşmelerde açıkça vurgulanmıştır: 

“Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber........

© Yeni Asya