Bizi ümitsiz bırakma Allah’ım!

“İnsanlar ne tuhaf, bedeni ölene ağlıyorlar da; gönlü ölene ağlamıyorlar” diyor şair. Gönlümüzün zorlu hayat yolunda bir molaya, bir duâya, biraz sükûnete, biraz sevgi ve ümide ihtiyacı yok mu?

Felâket tellâlı haber bültenlerine, âlemde cereyan eden beşerin çıkardığı gürültülere, zulümlere, karışıklıklara, ihtilâllere hasr-ı nazar etmek yaşama sevincimizi boğuyor, ruhumuzu acı ve elem içinde bırakıyor. Sanki yeryüzü bir matem çadırı, bir yangın yeri, kan, zulüm ve gözyaşı.

“O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı?” Hadiselere başka bir gözlükle bakmaya, akışa razı olmaya, “yükümüzü gemiye bırakmaya” ihtiyacımız yok mu?

İZİNİ, ÖZÜNÜ, YÜZÜNÜ...

Kur’ân’î bir bakış açısıyla, her hadisede hikmet-i İlâhiyenin farklı cihetlerini görebilir miyiz?

Evet; “İmân-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle, her şeyde rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü görmek, her şeyde kemâl-i hikmetini, cemâl-i adaletini müşahede etmek, kemâl-i teslimiyet ve rızayla, rububiyet-i İlâhiyenin icraatından olan musîbetleri teslimiyetle, gülerek karşılamak ve rıza göstermek” mümkün.

Boş Polyannacılık değil bu.

........

© Yeni Asya