menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kitap ve Sünnet merkezli istikamet

14 0
13.09.2026

Bazı kavramlar vardır; insanlar onları duyunca kendi tarafını doğrulayan bir slogan gibi kullanmaya başlar. “Sevad-ı a‘zam” da zaman zaman böyle okunuyor. Bir topluluk kalabalıklaştığında veya görünür hâle geldiğinde bunu doğrudan “çoğunluk biziz, öyleyse haklıyız” şeklinde anlayabiliyor. Hâlbuki bu bakış, meseleyi hem tarihinden hem de ruhundan koparıyor.

İslâm düşüncesinde hakikat hiçbir zaman salt sayı ile ölçülmedi. Kur’ân’da defalarca insanların çoğunun bilmediği, düşünmediği veya hakikatten yüz çevirdiği ifade edilir. Eğer çoğunluk tek başına haklılık ölçüsü olsaydı, peygamberlerin büyük kısmı davalarının ilk yıllarında haksız sayılacaktı. Çünkü hakikat tarih boyunca çoğu zaman önce küçük bir çekirdekte ortaya çıkmış; kalabalıklar ise sonradan gelmiştir.

Bediüzzaman’ın “kuvvet haktadır, hak kuvvette değildir” ölçüsü burada temel bir ayrım yapar. Bunun tersi kabul edildiğinde mantık kolayca bozulur: Galip gelen güçlüdür; güçlü olan da haklıdır. Böyle olunca başarı, haklılık deliline dönüşür. Sayı arttıkça doğruluk da artıyormuş gibi düşünülür. Kalabalık olmak, hakikatin yerine geçmeye başlar.

Bu anlayışın tehlikesi açıktır. İnsan güce hayran olmaya başladığında bir süre sonra gücü hak zannetmeye başlar. En sonunda zulüm bile başarılıysa meşrulaştırılır. Ölçü hakikat olmaktan çıkar, galibiyet hâline gelir.

Bugün de aynı psikoloji farklı biçimlerde işliyor. Çok takipçisi olanın doğru, çok konuşanın haklı, çok görünür olanın merkezde olduğu zannediliyor. İnsanlar bazen bir fikrin doğruluğunu delilleriyle değil, kaç kişi tarafından tekrar edildiğiyle ölçüyor. Hatta bazı topluluklar........

© Yeni Asya