Kim isterse beraber dinlesin

Burada Bediüzzaman, önce Kur’ân’dan aldığı dersi nefsine uzunca söylediğini; daha sonra ise aynı hakikatleri kısaca ve avam lisanıyla tekrar nefsine söyleyeceğini ve isteyenlerin de buna kulak verebileceğini ifade ediyor. Yani uzunca söylediklerini nefsine has kılmışken, kısasını avam lisanıyla söylerken başkalarının da dinlemesine müsaade etmektedir. Burada açıkça ifade etmese de, kendisine hususî dersini havas lisanıyla verdiğini anlayabiliriz.

Burada tebliğe dair önemli bir ders bulunmaktadır: Kişi, kendine uzun ve tafsilatlı şekilde söylemeden başkasına nasihate kalkmamalıdır. Kendi dünyasında derinlemesine tefekkür etmediği konuları başkalarına anlatmamalıdır. Peki, diyelim ki bir konuyu kendi nefsimizde uzun uzun tefekkür ettik; bu durumda başkalarına nasihat edebilir miyiz? Hayır. Sıradaki adım, yine nefsimize bu defa kısaca söylemektir. Bu esnada başkaları dinleyebilir; buna müdahale etmeyiz. Zaten “dinlesinler” değil, “dinleyebilirler” denilmektedir. Yani ister dinlerler ister dinlemezler.

Dolayısıyla tebliğ ederken başkalarının dinlemesini hedef edinmemeliyiz. Asıl gaye, kendi nefsimizi ıslah etmektir. Eğer biz ıslah olmaya çalışırken başkaları da dinlerse, bu iyidir; dinleyebilirler. Dinlemezlerse de,........

© Yeni Asya