Hakikat temas yerlerinde berraklaşır |
Tarih boyunca insanlığı ileri taşıyan büyük sıçramalar, çoğu zaman tek başına duran zihinlerden değil, birbirine temas eden fikirlerden doğdu. Düşünce, sanat ve ilim tarihinde bunun pek çok örneği görülür. İnsan kendi birikimiyle yürür; fakat çoğu zaman başka zihinlerle karşılaştığında derinleşir. Bir fikrin olgunlaşması, bazen kendisine benzeyenlerle değil, kendisinden farklı olanlarla temas ettiğinde mümkün olur.
Tabiatta da buna benzer bir durum vardır. Ekolojide “kenar etkisi” denilen bir hâdiseden söz edilir. Suyla karanın birleştiği kıyılarda, ormanla çayırın kesiştiği bölgelerde hayat daha yoğundur. Çünkü iki farklı dünyanın imkânları orada buluşur. Çeşitlilik artar, canlılık artar, verim artar. Hatta bazı canlılar sadece bu geçiş bölgelerinde yaşayabilir.
Fikir dünyasında da manzara çok farklı değildir. Büyük açılımlar çoğu zaman disiplinlerin birbirine değdiği sınır bölgelerinde belirir. Matematik fizikle konuştuğunda, biyoloji mühendislikle buluştuğunda, felsefe psikolojiyle temas ettiğinde yeni pencereler açılır. İnsan yalnız kendi çevresinin içinde kaldığında ise düşünce zamanla dönüp dolaşıp aynı yerde gezinmeye başlar.
Bediüzzaman’ın yıllarca üzerinde durduğu Medresetüzzehra fikri de bu açıdan dikkat çekicidir. Onun şu cümlesi bugün hâlâ canlılığını koruyor:
“Vicdanın ziyâsı ulûm-u diniyedir. Aklın nuru fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizâcıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.”1
Burada asıl vurgu, iki alanın sadece yan yana durması değildir. Bediüzzaman’ın “imtizaç” dediği şey, bilginin........