Davayı sahiplenme şuuru |
Nâmına, şânına, şöhretine güvenenler için de bir garanti yok. Bir anda ve basit bir sebeple karizmalarının çizilmesi ile yüksekten yere çakılmaları pekâlâ mümkün. Kendini minarenin şerefesinde sanırken, orada başı dönüp kuyunun dibine düşenlerin haddi hesabı yok.
İlmine, tahsiline, titrine, fikrine, mevkiine güvenerek kibirlenen, gururlanan, enaniyeti kabaran kimseler için de herhangi bir garanti durumu söz konusu değil. Niceleri var ki, kendini vazgeçilmez bir nimet zannederken, bulundukları makam ve mevkiden düştükten sonra yerlerinde yeller esmeye başlamış.
Sosyal ve siyasî hayatta bile böylesine keskin değişimler söz konusu iken, sırf lillâh için yapılan iman-Kur’ân hizmetinde ise, kasıntılara girmeye, kendini üstün, imtiyazlı ve ayrıcalıklı kimse olarak görmeye hiçbir sûrette cevaz yoktur.
Tam aksine, bu kudsî hizmet dairesi içinde “hiçlik makamı” var, “hiç ender-hiç” olmak var, hademelik vazifesi var, rütbesiz er-nefer gibi olmak var, vesâire…
«
Risale-i Nur hareketini Barla’dan (1927) başlatacak olursak, tam........