Cihad ve rahmet
Yani hakka itaat edenlere mükâfat, masumlara merhametle ve hakkı inkâr eden ve zulmedenlere adaletle ceza vermekle toplumda barış, huzur ve emniyeti muhafazaya çalışmaktır. Adaletin iki kefesini de dengede tutmanın usulü ve metodu budur.
İşte bu denge ve düzende âlemler Allah’ın rahmetine mazhar olurlar.
İslâm, “silm” yani, emniyet, güven ve barış anlamında olup tüm insanlığı “Barışa” davet eder. “Ey iman edenler! Hepiniz barışa gelin!” ayeti bunu ifade eder. Barış da ancak savaş varsa bir anlam kazanır ki dünyada savaş eksik olmaz. Savaş da ancak mazlum ve masumlara tecavüz eden mütecaviz zalimlerin ve söz anlamayan vahşilerin vahşetini durdurmak için “izin” olarak meşru kılınmıştır. Şayet emir olsaydı, savaş çıkarmak emredilmiş olurdu.
Bu sebeple “cihad” kavramının İslâm tarihinde hiçbir zaman askerî bir çağrışımı olmamıştır. Bunun için Prof. Dr. Mehmet S. Aydın “Her zaman İslâm ve Müslümanlar olumsuzlukların, şiddet ve nefretin sebebi değil, daima mağduru olmuşlardır” demiştir.
Cihad ile şiddet arasında bir bağlantı kurulmaktadır. Gerçekte böyle bir bağlantı yoktur. Ancak “cihad” muğlak bir ifade olduğu için tabir olarak farklı anlamlar yüklenmiştir. Hadis kitaplarında “Kitabü’l-Cihad” bölümlerinde genellikle “savaş” bağlamında ele alınmış, savaşa, esirlere ve ganimetlere ait hadisler ve meseleler üzerinde durulmuştur. Bundan dolayı radikal gruplar cihadı “Toplumdaki sosyal ve siyasî reformlar ve savaş” olarak ele alıp uygulamışlar ve radikal eylemlerini “cihad” adına........
