Letâif-i Aşere’den sâika latîfesi
Âlem-i insaniyetin mahiyetinde ince latîfeler, hafî hisler ve sır dolu manevî cihazlar vardır ki akıl onları ihata edemez, nefs onları idrak edemez. Zira insan gözün gördüğü, kulağın işittiği şeylerle kayıtlı bir mahlûk değildir. İnsan mahiyetinin derinliklerinden süzülen, ruh ve kalp âleminde letâif bulunur. Bu letâif havâss-ı zahirenin ötesinde olup gizli bir sevk kuvveti taşır. “Sâika” denilen latîfe, bu kaderî sevk mekanizmasının dikkat çeken bir rüknüdür.
Risale-i Nur’da Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle beyan eder: “Zîhayattaki meşhur havâss-ı zahire ve bâtına duygularından başka, gayr-ı meş'ur sâika ve şaika hisleriyle beraber...”¹
Bu cümle, insanda fark edilmeden iş gören, ruhun derinlerinde işleyen ve amelleri sevk eden bir fıtrî gücün varlığına işaret eder. İlim açısından yapılan daha ileri bir tesbit, sâikanın bir his, hatta sâmia ve bâsıra gibi bir duyu makamında olduğunu gösterir: “İnsanda ve hayvanda ‘sâika’ ve ‘şaika’ namıyla aynı ‘sâmia’ ve ‘bâsıra’ gibi iki hiss-i âheri ilmen bulmuştum.”²
Demek ki sâika, meyelânları fark eden; içte beliren müsbet ve menfi istikametlerin........
