menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Huzur ve saadette açlığın hikmeti

14 0
27.03.2026

Bu sebeple insan hayatı yalnız yemek, içmek ve cismanî ihtiyaçları temin etmekten ibaret görülemez. Fakat nefis ekseriyetle insanı bu dar daireye hapsetmek ister. Hususan yemek ve içmek hususunda keyfe-mâyeşâ hareket ettiği vakit, insanın hem maddî hem de manevî hayatına zarar verir.

Nefis serbest bırakıldığı zaman ölçü tanımaz. Mideyi hazımdan evvel doldurmak bedene hastalık celb ettiği gibi insanı israfa ve gaflete de sevk eder. Nitekim tıp ilmi dahi birçok hastalığın temelinde aşırı ve düzensiz beslenmenin bulunduğunu beyan eder. Bu hâl yalnız beden sıhhatini değil, insanın iradesini de zayıflatır. Çünkü nefsine hâkim olamayan bir kimse boğazına da hâkim olamaz.

Kur’ân-ı Hakîm bu hakikati kısa fakat câmi bir düsturla ifade eder: “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz.” Bu emir nimetin inkârını değil, nimetin hikmetli ve ölçülü kullanılmasını ders verir. Zira nimet şükür için verilmiştir, israf için değil. Resûl-i Ekrem Efendimizin “İki kişinin yiyeceği üç kişiye yeter” mealindeki hadisi de kanaatin bereketini göstermektedir.

İşte Ramazan-ı Şerif’teki oruç bu noktada büyük bir terbiye mektebidir. İnsan gün boyu helâl olan yemek ve içmekten Allah’ın emriyle uzak durur ve böylece nefsine söz geçirmeyi öğrenir. Çünkü nefis serkeş bir at gibidir; dizginlenmezse insanı istediği tarafa sürükler. Hâlbuki insanın vazifesi o nefse binmek ve onu hak yolda sevk etmektir. Oruç ise bu dizgini ele almayı insana talim eder.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder: “İnsanın nefsi, yemek içmek hususunda keyfe-mâyeşâ hareket ettikçe hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi hem........

© Yeni Asya