Kader, Karun ve kurtarıcılar

İnsan elde ettiği neticeyi bütünüyle kendine mal etmeye başladığında hem gerçeği daraltır, hem de ölçüyü kaybeder. Kader inancı tam bu noktada bir denge kurar. Muvaffakiyeti ve başarıyı inkâr etmez; fakat onu tek bir kişiye mahkum edilmekten kurtarır.

Karun kıssası bu hakikatın en çarpıcı misallerinden biridir. Kur'ân-ı Kerîm’de (Kasas Suresi: 78) Karun, sahip olduğu serveti kendi bilgisine bağlar. “Bu bana ilmim sayesinde verildi” der. İşte bu söz, insanın başarıyı tamamen kendine yazma eğiliminin ifadesidir.

Bugün de benzer cümleleri farklı alanlarda duymak mümkündür.

Kazanılmış bir savaşı düşünelim. Tarih çoğu zaman bir komutanın ya da generalin adını yazar. Oysa o zaferin arkasında yüz binlerce asker vardır. Cephede canını ortaya koyan gençler, lojistik destek sağlayan görevliler, yokluk içinde üretimi sürdüren halk… Evlâdını cepheye gönderen anne, tarlasını bırakıp orduya katılan çiftçi… Zafer tek bir kişinin değil, bir milletin omuzlarında yükselir.

Aynı durum siyaset ve ekonomi için de geçerlidir. Bir seçim kazanıldığında, bir reform yapıldığında ya da bir ekonomik başarı elde edildiğinde, bunun arkasında milyonların emeği, sabrı ve ümidi vardır. Siyasetçilerde başarıda milletin, halkın ve ekibin payı büyüktür. Buna rağmen başarıyı tek başına sahiplenmek hem gerçeğe aykırıdır hem de milletin ortak emeğini küçültür. Halkı önemsiz bir unsur hâline getirir.

Bu, sadece bir tevazu eksikliği değildir; aynı zamanda adalet duygusunu zedeleyen bir davranıştır. Çünkü başarıyı bütünden koparıp şahıslara indirgemek hem halka, hem de Hakk’a karşı bir haksızlıktır.

Başarıyı Tekelleştirmenin Tehlikesi

Başarıyı tek elde toplayan anlayış zamanla istişareye ihtiyaç duymaz hâle gelir. “Ben yaptım” diyen bir zihin, sorgulamayı ve eleştiriyi gereksiz görmeye başlar. Bu ise meşveretten ve demokrasiden uzaklaşmanın ilk adımıdır.

İstişarenin zayıfladığı yerde baskılar artar. Farklı sesler susturulur. Hak ihlâlleri normalleşir. Sonunda ise krizler ve ağır kayıplar kaçınılmaz hâle gelir. Tarih, başarıyı şahsîleştiren iktidarların uzun vadede hem kendilerine, hem de milletlerine büyük zararlar verdiğini gösterir.

Kader inancı işte burada bir iç denetim sağlar. İnsan çalışır, liderlik eder, karar alır; fakat neticenin ortaya çıkışında hem İlâhî takdirin, hem de toplumun ortak emeğinin bulunduğunu bilir. Bu şuur yöneticiyi tevazuya, istişareye ve paylaşmaya yöneltir.

Başarıyı tamamen kendine yazan bir dil küçültür.

Başarıyı millete ve Hakk’a nisbet eden bir dil ise büyütür.

Gerçek büyüklük, “Ben yaptım” demekte değil;

“Bu hepimizin emeği ve bir lütuftur” diyebilmektedir.

Kader, Karun ve kurtarıcılar

Demokrasi, devlet ve irşadın unutulan gücü

Küresel siyaset, vasıtalar ve çıkış yolu

Nur’un metodu: Dünyada da Cennet

İran’da biriken öfke ve çare

Parçalanarak yönetilen coğrafya

Güçlünün hukuku ve Venezuela dersi

Yüksek enflasyon ve ahlâkî enflasyon

Batıda maneviyat arayışı ve İslâm

İstibdadın gölgesi ve sonrası

Ramazan orucu, hakikî ve halis bir şükrün anahtarıdır

Ramazan bayram ise bayram nedir?

Kendi “enkaz”ınız değil mi?

Nefsin kendini zincirlediği ay

Köprülerle otoyolların satılması

Kader, Karun ve kurtarıcılar

Risale-i Nurlar bir elmas kılıç

Bu havanın zararından kurtulmak

Ümmetin reçetesi verildi

Sağlıklı yaşamaya odaklanma ve motivasyon

Çok özel bir isim: ''Allah (cc)''

Ramazan'da Kur'ân harflerinin sevabı

Risale-i Nur Külliyatı: Modern çağda iman, ümit ve tefekkürün yeniden inşası


© Yeni Asya