Geri adım atmayan bir duruş

Her çağın idrakine göre anlatılsa da bazen anlatıldığı hâlde anlaşılmaz. Anlaşılmadığında ise ilk tepki çoğu zaman tenkittir. Verilen tepkiler; ilimden ziyade kalbin derinliği ve taşıdığı değerlerle ölçülür.

Bunun misallerinden biri de Risale-i Nur’dur. Bu çağın anlayışına göre yazılmış, daha önce benzeri görülmemiş ilmî izahlarla hakikati ortaya koyan bir eserdir. Hakk’ın nurunu bâtılın üzerine aksettiren bir aynadır. Bu aynadan süzülen şavk, kime temas ederse ekseriyetle onun kalbinde dört ayrı tavrı izhar eder: Tenkit, takdir, hayranlık ve tabiyet.

Tenkidin iki gerekçesi vardır: ya bilmemekten ya da bildiği hâlde farklı amaçlara hizmet etmekten kaynaklanır. Araştırmadan reddetmek, anlamadan yargılamak modern insanın en hızlı refleksidir. Ahirzamanın aceleciliği ve kendini “aydın” zanneden zümrelerin kibri, hakikati tartmayı değil, onu susturmayı tercih eder.

Sathî bilgiyle derin hakikatlere hüküm vermek araştırmanın değil, bir savunmanın ürünüdür. Ne var ki tenkit, insafla beslenip sahih bir araştırmaya dönüştüğünde zamanla yerini takdire bırakır.

İnkâr edilemeyen izahlar bu defa takdir edilir. Artık “yanlış” denilemez; bunun yerine “doğru ama…” ile başlayan cümleler kurulur. Bu, takdirin zorunlu tezahür dilidir. Birçok âlim ve münevverin yazdığı yazılar, bu aşamanın bir yansımasıdır. Kabul vardır; fakat mesafe korunur. Takdir, bir ilerleme gibi görünse de çoğu zaman ince bir perdedir. Reddedilemeyen şey ya görmezden gelinir ya da takdir yerini yavaş yavaş hayranlığa bırakır.

İşte burada ince ve tehlikeli bir kırılma başlar.

İnsan, hakikatin yolcusu olmak yerine onun........

© Yeni Asya