Gazze masasında güç mü, hak mı?

Bu ölçü, sadece ferdî ahlâkın değil; siyaset ve diplomasi ahlâkının da mihveri olmalıdır. Hele ki mesele Gazze gibi kanın, gözyaşının ve insanlık dramının merkezinde duran bir coğrafya ise… 

ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’ye dair “barış masası” girişimleri, uluslararası kamuoyunda yeniden tartışılıyor. Ancak burada asıl soru şudur: Kurulan masa gerçekten barış için mi, yoksa güç dengelerinin yeniden tanzimi için mi? 

Zira tarih bize şunu öğretmiştir: Eğer masaya hak değil güç oturursa, çıkan karar barış değil, geçici suskunluk olur. 

Barış mı, Dizayn mı? 

Ortadoğu’da bugüne kadar defalarca masa kuruldu. Haritalar çizildi, planlar açıklandı, anlaşmalar imzalandı. Fakat Filistin meselesi kalıcı bir çözüme kavuşmadı. Bunun temel sebebi, hakkın merkezde olmamasıydı. 

Gazze’de yaşanan insanî trajedi ortadayken, sivillerin hayatı her gün tehdit altındayken, “barış” söyleminin içi doldurulmadan yapılan diplomasi, vicdanlarda karşılık bulmaz. 

Eğer bir masa, mazlumun hakkını teslim etmiyor; işgali ve hukuksuzluğu görmezden geliyor; güçlü olanın taleplerini “gerçekçilik” diye sunuyorsa, orada barış değil siyasî mühendislik vardır. 

Hakkın Hatırı mı, Gücün Hatırı mı? 

“Hakkın hatırı âlîdir” sözü, özellikle böyle zamanlarda anlam kazanır. Çünkü uluslararası siyaset çoğu zaman “müttefiklik”, “stratejik çıkar” ve “küresel denge” kavramları üzerinden şekillenir. Hak ise çoğu zaman ikinci plana itilir. 

Filistin meselesinde de benzer bir tablo söz konusu. İsrail’in güvenliği elbette önemlidir; fakat Filistinlilerin güvenliği, toprağı ve hürriyeti neden aynı kararlılıkla savunulmamaktadır? İnsan hakları evrensel ise, bu evrensellik Gazze sokaklarında neden askıya alınmaktadır? 

Bir barış masasının meşruiyeti, taraflardan birinin mutlak üstünlüğüne değil; adalet zeminine dayanır. Aksi hâlde masa, mazluma “razı ol” dayatmasından ibaret kalır. 

Türkiye ve İslâm Dünyasının İmtihanı 

Bu noktada mesele sadece Trump ya da ABD değildir. İslâm dünyasının da dağınıklığı ve etkisizliği sorgulanmalıdır. Gazze’de hak ihlâlleri sürerken ortak bir irade ortaya konulamaması, diplomatik cılızlık ve ekonomik bağımlılıklar ayrı bir muhasebe gerektiriyor. 

Hak savunusu, sadece sloganla değil; ilke, tutarlılık ve cesaretle olur. 

İşgalin sona ermesini, 

Sivillerin güvenliğini, 

Bağımsız ve yaşanabilir bir Filistin devletini, 

Uluslararası hukukun eşit uygulanmasını 

esas almadıkça kalıcı olamaz. 

Barış masası, eğer mazlumun hakkını güç dengelerine feda ediyorsa; orada “hakkın hatırı” değil, siyasetin hatırı gözetiliyor demektir. 

Gazze söz konusu olduğunda mesele sadece diplomatik bir süreç değil; insanlığın vicdan testidir. Trump’ın ya da başka bir liderin kuracağı her masa şu soruya cevap vermelidir: 

Bu masa, gücü mü koruyor; yoksa hakkı mı teslim ediyor? 

Eğer hak feda ediliyorsa, o masadan barış değil; yeni krizler çıkar. Çünkü hakikî barış, hakkın üzerine kurulur. 

“Hakkın hatırı âlîdir; hiçbir hatıra feda edilmez.” 

Gazze’de de edilmemelidir. 

Gazze masasında güç mü, hak mı?

Takvimdeki tercih ve toplumdaki karşılığı

Sessiz bir dil, gölgenin hatırlattıkları

Bedelini toplum ödüyor

Bir misafirle gelen ders

İşârâtü’l-İ’caz okumaları

Camiye dayak yemeye mi geldik?

Bir medresede ilk ders

Adliyede vakit, nakit değil mi?

Hukukta kişi güvenliği, hak ve hürriyeti

Ruh u canımızla Ramazanınızı tebrik ederiz

Gülüyoruz ağlanacak hâlimize

Hz. Ebubekir’i üstün kılan...

Adım adım gelen müjde

Kul hakkı yemekten korkmak

Bize dininizi öğretin diyenlere…

Nefse karşı sert olmak

Dijital Çağ’da anı kavramının dönüşümü üzerine bir tefekkür

Gazze masasında güç mü, hak mı?


© Yeni Asya