Kâinatı ayakta tutan tekvinî kanunlar(9) - Ateşten doğan hayat: Su gerçekte nedir?

Biri yanıcı (hidrojen), diğeri yakıcı (oksijen) olan iki element, ayrı ayrı gaz hâlindeyken; güneşten kopup geldiği kabul edilen dünyamızın derinliklerinde çok yüksek ısı altında birleşerek H₂O şeklinde yeni bir bileşik maddeyi, yani suyu meydana getirmiştir.

GÖKTEN YAĞAN OKYANUSLAR

Bir ateş kıvılcımı gibi ortaya çıkan saf su, taş küredeki kırık hatlardan yüzeye çıkmış; o dönemde atmosfer henüz yeterince oluşmadığından kolayca yükselerek buhar hâlinde askıda kalmıştır. Daha sonra yeryüzünde atmosferin oluşması ve yerçekiminin etkinleşmesiyle buhar yoğunlaşmış ve yağmur olarak tekrar yeryüzüne dönmeye başlamıştır.

Bilim insanları, ilk çağlarda yaklaşık elli bin yıl süren sağanak yağışların gerçekleşmiş olabileceğini ifade etmektedir. Bu uzun yağış dönemleri sonucunda yeryüzünde adeta birer buhar kazanını andıran okyanuslar ve denizler meydana gelmiştir.

Yoğunlaşan su buharı çevresine ısı yayar. Bu süreç, yeryüzünde farklı iklimlerin oluşmasına da zemin hazırlamıştır. Böylece tekvinî kanunlar zinciri içinde İlâhî emirle genel atmosfer dolaşımı kurulmuş; bunun ardından başta bitkiler olmak üzere canlıların yaratılışına uygun bir ortam hazırlanmıştır.

YANICI GAZLARDAN HAYAT KAYNAĞI

Dikkat çekici olan şudur: Yanıcı ve yakıcı iki gazın birleşmesinden meydana gelen su, ateşi söndüren bir maddeye dönüştürülmüştür.

Bugün bütün canlıların vücudunda yaklaşık P–70 oranında su bulunmaktadır. Su, her organizmada adeta hatasız çalışan bir başusta gibi vazife görür. Sivrisineğin gözünde, pirenin midesinde, insanın........

© Yeni Asya