Bir sevda idi öğretmen olmak (1)

Beklediğim gün gelmişti.

İmroz Öğretmen Okulu imtihanlarını kazandığımız önceden bildirilmişti. Fakat henüz okul binasının inşaatı tamamlanamadığından kayıt yaptırmak için daha sonra bilgi verileceği belirtilmişti. Ben de orta okulu da orada tamamladığım Salihli Lisesi'ne kaydolmuştum. Dersler başlayalı nerede ise iki ay olmuştu. Artık umutsuz bir şekilde derslerimize ve hocalarımıza alışmaya başlamıştık. Fakat aklımız, hayalimiz hep İmroz'dan gelecek haberi bekliyordu. Türkiye'nin Ege'deki iki adasından biriydi İmroz. Rumların çoğunlukla yaşadığı bir yer olduğunu biliyorduk. Bizim için daha da gizemli bir yer haline gelen adayı çok merak ediyorduk. Nihayet müjdeli haber kayıt için davet mektubuyla gelmişti. İlkokul sonrası haksız yere kaybettiğimiz, sadece zengin çocuklarının kazandırıldığı imtihanların acılarını da hatırlayarak “Ooooohh! Beee!” diye haykırmıştık. Nihayet merak ettiğimiz adayı görecek, İzmir, Manisa, Uşak, Afyon bölgesinden imtihanı kazanıp çağrılan arkadaşlarımıza kavuşacaktık.

İlkokul sonrası çocukluğumuza geri dönmüş, o gün kaybettiğimiz hakkımıza üç yıl sonra kavuşmanın sevincini yaşıyordum. Köyümüzde okul olmadığı için ilkokulu bile kardeşimle yalnız başımıza okuduğumuz yılların acı dolu hatıralarından uzaklaşıp yeni hayata uzanacaktım. Devlet parasız yatılı olarak okuyacaktım. Benim de külfetsiz ısınabileceğim bir mekanım, sıcacık odalarda beraber kalacağımız arkadaşlarım olacaktı.

Sıcacık yatağım, yorganım olacak, hem de çift katlı ranzada yatacaktım. Artık çocuk halimle yemek yapmayacak, sabah çorba pişirmeyecektim. Aşçı Mustafa Abinin  lezzetli yemekleriyle beslenecektim. Hem de bunları almak için sabahın karanlığında simitçi fırınından tanesi 10 kuruştan alıp çifti 25 kuruşa satıp günde 2,5 lira kazanmak için 100 simitlik tablayı başım........

© Yeni Asya