Rüyalarımız |
Bir temele dayanmayan ve gerçekleşmesi mümkün olmayan durum, düşünce ya da umut ve hayal manasına da gelmektedir, rüya.
Yapılan araştırmalar rüyanın yeme içme gibi bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir.
Olağanüstü güzellik hakkında, “rüya gibi” tabiri kullanılır. Bediüzzaman’ın “Evet, şu güzerân-ı hayat, bir uykudur; bir rüyâ gibi geçti”1 veciz sözünde olduğu gibi, çabucak bitiveren bir zaman için, “Rüya gibi geçti”; tıpkı Yahya Kemal’in “Mağlupken ordu, yaslı dururken bütün vatan / Rüyama girdi her gece bir fatihâne zan”2 beytinde olduğu üzere, bir kimsenin çok etkilendiği ve arzu ettiği bir şeyi rüyada görünmesine, “Rüyasına girmek”; çok güzel anlar ve mekânlar için ise, “Rüyalar gibi” tabirler kullanılır.
Avf bin Mâlik’in (ra) naklettiği bir hadiste, “Rüya üç çeşittir. Bir tanesi insanoğlunun üzülmesi için şeytanın verdiği korkulardır. İkincisi, uyanıkken fazla önem verdiği bir şeyin rüyasına girmesidir. Biri de peygamberliğin kırk altı parçasından bir parçadır”3 denilmektedir. “Efendimizin (asm) peygamberlik süresinin yirmi üç yıl olması itibarıyla, vahyin rüya-ı sâdıka olarak gönderildiği altı ay, peygamberlik süresinin kırk altı cüz’ünden bir parçasına tekabül eder.”4
Genel olarak her insan günde bir veya birkaç defa rüya görür. Bu rüyalar sevindirici olduğu gibi, üzücü de olabilir.
Rüya görürken sınırlarınız yoktur ve beyniniz farklı olaylar arasında beklenmedik bağlantılar kurabilir. Bazen uçurumdan düşeriz, bazen çok sevdiğimiz bir tatlıyı yeriz bazen ise sevdiğimiz bir insanla kavga ya da sohbet ederiz. İlmî bir keşif, bir sanat eseri de bir rüya sonucu ortaya çıkabilir. Bunun örnekleri çoktur.........