menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayata ve ölüme gülmek

20 0
27.06.2026

Tam dünyaya daldığım anda; bir haber düşüyor önüme: “Falan  dünyayı bitirdi.” Unuttuğumda ölümlü olduğumu; bir veda haberiyle şöyle bir sarsılıyorum. 

Bugün de öyle oldu. Bir dostum daha gitti. Ölüm bu kadar yakın mı yakın! Sandığımızın ötesinde… Hayat bu kadar sade mi sade... Ölüm kardeşliği olmadan; hayat kardeşliği de olmuyor (gibime geliyor!)

Fânî dünya... Telâşelerin senden büyük...

Dikili taşım bile yok, diyenler daha bir keyifli gibi... Eşya bağlar insanı; kımıldayamazsın; ne hayatı anlarsın ne ölümü. 

Dağıt ve biraz hafifle; bunca yükle nereye? Dünya fani; buralı değilsin yani. Tutunup debelenip durma!

Bir göçük gibi zamanların altında kalıyorsun. Biliyor musun diplomaların asılı kalacak duvarda! Bir gençlik resmin belki de! 

Böyle fırtınalı bir gemide; ne kadar rahatsın öyle! Bana da söyle; bildiğin bir şey varsa! Güldüğün şeyler ne meselâ? Ağladığın, uyumadığın?

Zaman daralıyor habire. Yalnızlığın derin derelerine sürüklüyor bizi her gün zaman suları. 

Kalbimizin her atışı hem yaşadığımızı hem de ölüm koşusunu tıklar bizim tefekkür kapılarımıza.

Takvimler fena savruluyor, sararıyor dur duraksız.

Her şey ortada ki burası firak yurdu. Ayrılık, ölüm kokuyor her yanın; sen konuları değiştiriyorsun durmadan.

Yaşamak zor, diyorsun; ölüm kolay mı?

Yaşamakla baş edilmez, deme; ya ölümle edilir mi? 

Yaşamak ölüm içinde; ölüm yaşamak içinde… Sorup duruyorsun bir de:

“Yaşamak nerde, ölüm nerde?” 

İyi bak aynalara; gözlerinin içinde… Ve serüveninde mevsimlerin… Hayatı ve ölümü görmeden geçme!

Daha........

© Yeni Asya