Lâhikalarda Rumûzât-ı Semâniye - 3
Albay Hulusî Bey olarak tarif edilen ve Nur’un ilk talebesi olan Hulusî Ağabey; “Aziz Üstad, Müşfik Kardeş, Muhterem Mücahid!” hitaplarıyla başladığı mektubunda, gönderilen risalenin kendisine ilaç gibi şifalı geldiği bilgisini verir. Hulusî Ağabey, en lüzumlu zamanda ve en muhtaç anında gönderildiğini belirttiği, mu’cize derecesinde birer hakikat ortaya koyan mu’ciznüma eserleri aldığını şu sözlerle ifade etmektedir:“...Yirmi Dokuzuncu Mektub’un Altıncı Kısmı ile Kenzü’l-Arş duasının feyzinden gelen bir nükte-i Kur’âniye ve Yirmi Dokuzuncu Mektub’un Sekizinci Kısmının Sekizinci Remzi ve Altıncı Remzi isimlerini taşıyan mu’ciznüma eserleri aldım.”
Bu eserlerin kendisine ulaşmasının “maksatsız ve tesadüfi olmadığını, belki gelmiş değil, gönderilmiş veya yetişmiş değil, yetiştirilmiş olduğu” hissiyatını, “...gözlerim böyle bir nura, aklım böyle bir derse, hasta vücudum böyle bir ilâca, muzdarip ruhum böyle bir teselliye, nihayet zalim nefsim böyle bir manevî terbiyeye çok muhtaç olduğu bir zamanda” şeklinde dile getirmiştir. (118. Mektup, s. 150.)
Hulusî abi en şiddetli ihtiyaç duyduğu bir zamanda eline ulaşan Sekizinci Kısmının Sekizinci Remzi’nin kazandırdıkları füyuzatın yani manevî bolluk ve rızkın tarif ve tavsif edilemeyecek yüksek ve müstesna bir vaziyette olduğunu beyan etmiş. Dört küçük suredeki (İhlâs, Felak, Nas ve Fatiha) hurufatın tevâfukat veçhine kısmen işaret eden, Sekizinci Remiz isimli eserin, Peygamber Efendimiz’in (asm) hikmet ve rahmet eseri olarak, şimdiye kadar gizli kalmış Kur’ân’ın gaybi mu’cizelerinin tevâfuk namıyla sevgili Üstadımız tarafından ortaya çıkarıldığı bu emsalsiz eserlere karşı duyduğu manevî zevk ve feyzin binden birini bile arz edemeyeceğini belirterek, hakikaten bu eserlerin mu’ciznüma olduğunu yazan Hulusî abi, bu kadar büyük nimetleri veren Kerem-i Sübhaniyeye karşı şükrünü ifa etmekten aciz olduğunu beyan etmiş........
