Ateş çemberi - 3
O dönemde bazı Siyonist çevrelerin Türkiye’yi de tehdit etmeye başlaması üzerine konu açılmıştı. Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz üzere, Türkiye’nin birçok ölçüte göre “Batılı” bir devlet olmasından dolayı böyle bir ihtimali düşük gördüğümü söylemiştim. Hocamız da bana kısmen hak vermişti; ancak şu önemli uyarıyı eklemişti: “Türkiye’ye saldırmak için özel bir hınç ve istek gösterecek kesimlerin olduğunu unutmamak gerekir. Hem tarihî bir hınç, hem de mevcut dünya düzeninde bir kırılma gerçekleştirme isteği.”
Son üç yıl, dünyada en azından kâğıt üzerinde güvence altında olduğu düşünülen birçok şeyin çözülmeye başladığını gösterdi. Bir zamanlar “kurallara dayalı uluslararası düzenin” koruyuculuğuyla övünen bazı Batılı liderlerin, bugün bunun artık önemli olmadığını rahatlıkla dile getirdiğini görüyoruz. En çok okunan Batılı medya kuruluşlarında, İran ve Venezuela’da yaşanan çatışmalar bağlamında “uluslararası hukukun gereksiz ayak bağı olduğu” üzerine propaganda yazıları okuyoruz.
Gazze’de yaşanan ve birçok uzman tarafından ağır savaş suçları, hatta soykırım olarak nitelendirilen olayların akademik çalışmalarda dile getirilmesinin dahi sansürlendiğine şahit oluyoruz. Bir zamanlar başka ülkelerde kadın hakları üzerine konferanslar düzenleyen ve sert eleştiriler yönelten çevrelerin, bugün binlerce kadının ve ilkokul çocuğunun bombalanması karşısında sessiz kaldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Aylar önce yaptığımız o sohbete dönersek, bugün, verdiğim o cevaptan artık çok daha az emin olduğumu ve bir önceki yazımızda........
