İslâmiyetin beş temelinden biri

Malın üzerinde, ödenmediğinde malı ve mal sahibini kirleten iki türlü hak vardır: Allah hakkı ve kul hakkı.

Mal insana geçici bir süre verilen Allah’ın bir emanetidir. İnsan hırs ile sahip çıkamaz. Canının istediği gibi harcayamaz. Şu ayete bakalım:

“De ki: ‘Ey mülk ve hâkimiyet sahibi Allah’ım!’ Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden onu çeker alırsın! Dilediğini aziz, dilediğini zelil kılarsın! Her türlü hayır yalnız Sen’in elindedir!  Sen elbette her şeye kadirsin!” 1

İnsanın mal ile ilgili vazifesi sadece bir dağıtım memurluğudur. Böylece Allah’ın verdiği malın nerelere ve nasıl harcanması konusunda yönlendirme yapmasının, nerelerde ve nasıl harcandığını denetlemesinin Cenab-ı Hakka ait bir Rububiyet hakkı olduğu anlaşılmış olur. Malın mahşere dönük büyük ve çetin hesabı bundan doğmaktadır. İnsan mal üzerinde dilediği gibi tasarruf etme hakkına sahip değildir. Cenab-ı Hak, Müslümanın mal ile ilgili görevini şöyle hatırlatıyor:

“Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden hayır yolunda harcarlar.”2 Dolayısıyla mal üzerinde Allah’ın emrini yerine getirmek bir zorunluluktur.

Kur’ân-ı Kerîm’de maldaki kirliliğin mahşerde insana nasıl kaybettireceğini şöyle açıklanır:

“Ey iman edenler! Doğrusu hahamların ve rahiplerin çoğu halkın mallarını haksız yollardan yerler ve insanları Allah’ın yolundan uzaklaştırırlar. Altını, gümüşü yığıp Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onları acı bir azabın beklediğini müjdele! Yığılan bu altın ve gümüş Cehennem ateşinde kızdırılarak, bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün onlara:“İşte! denilecek, sizin nefisleriniz için........

© Yeni Asya