Yokluk acısı

İran, kadîm Sahabe toprakları… Ehl-i dalaletin habîs bir ruha dönüşmüş temsilcileri tarafından pervasızca bombalanıyor. 

Şimdi işlemeyen uluslararası hukuktan mı bahsedeceğiz? Varlık sebebini yitirmiş BM’den mi yardım dileneceğiz? Geçiniz… 

Ortadoğu uzmanları konuşuyorlar da konuşuyorlar. Onlar konuşurken, anlı şanlı dünya liderleri sadece izlerken dünyanın başına musallat olan cani deliler, “Ne de güzel adam öldürüyorlar!” 

Amaç; İran halkının istemediği totaliter rejimi değiştirmekmiş. Ne de hayırseverler…  Diğer bir amaç, İran’ı bölerek BOP’un gerçekleşmesini sağlamakmış… Merhum Erbakan’ın yıllarca diline pelesenk ettiği tehlike. İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelecekmiş. İsrail’in güvenliğini ve kadim arzularını gerçekleştirme hamleleri… 

Bu savaşın asıl hedeflerinden birinin Çin olduğu, Çin karşısında güç kaybeden Batı hegemonyasının İran kaynaklarının Çine aktarılmasının sona erdirilmesinin en önemli sebep olduğu da en çok dillendirilenlerden biri. 

Senaryolar peş peşe sıralanıyor.  

Ortadoğu uzmanı değilim, tarihçi de değilim; ancak okumalarım İran’ın Venezuela ya da ABD’nin uşaklığına soyunan kıytırık Ortadoğu devletlerinden biri olmadığını söylüyor bana.  Tarihiyle, mazisiyle, toplumsal dinamikleriyle, askerî varlığıyla ve değer yargılarıyla İran köklü bir devlet. Devlet hafızasını koruyan ve devam ettiren bir devlet. Kendi içinde muhalefet olsa da dışardan bir saldırı olduğunda kendi ülkesine ihanet edebilecek, tamamıyla dışardan ferec bekleyecek bir ülke de değil. 

Peki biz? Asırlar boyunca bu coğrafyada İslâm’ın bayraktarlığını yapmış bir milletin temsilcileri bu duruma ne diyor?........

© Yeni Asya