menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Deniz Göktaş olayı

7 0
previous day

Siyasî içerikli standup gösterileriyle, bilhassa iktidar muhalifi genç jenerasyon tarafından ilgiyle takip edilen Deniz Göktaş, “Ölü Deniz” adlı gösterisinden sonra mukaddes değerlere ve cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle tutuklandı. Bu tutuklama Türkiye sosyolojisinin farklı boyutlarını gösteren bir turnusol kağıdına dönüştü ve farklı kesimlerin heybelerinde özenle gizlediklerini de açığa vurdu.  “Deniz Göktaş olayını yorumla, sana kim olduğunu söyleyeyim” netliğiyle, bu olaya bakış açımız görünen kimliklerimiz dışında, iç dünyamızı da ele verdi. 

Her olayı AKP karşıtlığı üzerinden değerlendirme alışkanlığına kapılan bazı muhafazakâr gruplar, bu tutuklamanın asıl sebebinin dinî değerlere hakaret değil, Erdoğan’a hakaret olduğunu savundular. İslâmî kimlikleriyle sözümona demokratik bir tavır sergileyerek Allah’a ve Kur’ân’a serdedilen hakaret cümlelerinin defikir özgürlüğü açısından ele alınması gerektiğini söyleyerek asıl meseleyi basitleştirdiler, şeair-i islâmiyeyi tahrip cihetinde değerlendirilebilecek meş’um bir sözü hafifleştirdiler. Göktaş’ı oldukça yüklü paralar ödeyerek izleyen ve Kur’ân hakaretini de espri sayarak kıkır kıkır gülen başörtülü-başörtüsüz yeni nesil İslâmî jenerasyon ve gruplar “Bir kötülükle karşılaşıldığında elinizle, dilinizle değiştirmek ya da en azından kalben buğzetmek” fermanının kapsama alanına girmiyor olabilirler mi ya da siyaseten muhalif olmak uğruna temel bir dinî şiârın reddiyesini hoş görebilecek kadar savrulmuşlar mıdır?

Bu olay, dinî hayatı ve mukaddes değerleri sadece kamusal alandan değil, kalplerden de kazımak isteyen jakoben tek parti döneminin günümüz temsilcilerinin de içinde gizlediklerini açığa vuruverdi. Kendi kutsal alanlarını koruma altına alan “5816 sayılı kanun”a laf ettirmeyenler, bu kanun........

© Yeni Asya