Sivil toplum kuruluşları ve devlet |
Bizim ufkumuz zaten açık olduğu için şaşırmadık, sadece üzüldük. Birçok yönden…
1. Sivil toplumsal yapılar, bütün türleriyle, insan sosyalleşmesinin asıl mekanizmalarıdır.
2. Devlet her şeyin sahibi ya da patronu değildir. Olamaz.
3. Devleti, hele bu çağda, gereğinden fazla büyütmenin risklerini, bütün insanlık, bütün ihtilallerle ve iki büyük dünya savaşıyla yakından tecrübe etti. Tekrara gerek yok. Uyanık olmak lazım.
4. Devlet demek denetim demektir. Devlete düşen, öncelikle, vatandaş tarafından kendisine duyulan kamu güvenini korumak ve bunun gereğini yapmaktır.
5. Kendilerini beğenenler akşam yastığa kafalarını koyduklarında kendi kendilerini çek edip denetlemez. Kendi kendisini denetlemeyen devlet yöneticisi ne halkın ne de yargının yapacağı denetimi istemez. Bu bir tıynet ve tabiat meselesi.
6. Kendilerini beğenenlerin devleti denetimi rafa kaldırır. Hem kendi içindeki denetimi ve hem de kamu güveni için gerekli olan denetimleri.
7. “Devlet her şeydir” ve “devlet benim/ben devletim” diyen, aslında “ben her şeyim” demiş olur. Bunun bir adım ötesi Kârunlaşmak ve Firavunlaşmaktır. Bu tür adamlar “kendi devletini” kutsayıp “tanrı devleti” ilan eder ve dolayısıyla kendisini de tanrılaştırmaya kalkmış olur. Herkes bilir ki burnu kalkanın düşüşü şiddetli olur.
8. Devlet, her şeyden önce, denetim için sistem kurmaktır, var olanı güncellemektir.
Şimdi, bu prensiplerle tabloyu önümüze koyup düşünelim:
“Yardım toplamak” yani kamuya açık yardım daveti ile “yardım kabul etmek” arasındaki farkı bile netleştirmiş olmayan bir Yardım Toplama Kanunu ile yürüyen (aslında yürümeyen, sürünen) bir yardımseverlik sistemimiz var.
Sivil toplum örgütleri için bir “kamuya açıklama platformu” yok. Asıl vazifeli İçişleri Bakanlığı ama o da bakıyor yani seyirci.
Kamuya yararlı derneklerin bile denetim........