Gençleri imana davet kapısı

-Ölüm öldürülemiyor. Allah’a ve ahirete ve diğer iman esaslarına iman, herkes için neredeyse bir mecburiyettir. İman edene itiraz eden olmaz. (Kendisi inanmasa da inanana itiraz eden ahmaktır.).

-İmanın hayata gönüllü şekilde yansıması demek olan ahlâka ve ibadetlere de nefsimizin ve nefislerin itirazından başka pek itiraz gelmez. 

-İmanın topluma (toplumsal ilişkilere) yansımasına yani devlete ve hukuka dair boyutuna sıra geldiğinde iş değişir. İtiraz edenler çoğalır. Gerici-ilerici gerilimleri başlar. Damgalanma ve imaj riskleri gündeme gelir.

İşte bu üçüncü aşamadaki gerilimlerdir ki bilhassa arayış içinde olan ve sorgulamayı sürdüren gençleri imanda geriletir. Tâ birinci aşamaya kadar düşürtür ve şeytan ona “Benim imanımda da mı zayıflık var?” dedirtir.

Hep var olan bu gerilimler bazı toplumlarda zaman zaman artar. 

Meselâ 28 Şubat 1997 sonrası dönemde devlet eliyle gerilim arttırıldı ve insanlar dinden uzaklaştırılmaya çalışıldı. (Ama ters tepti ve hem görünen dindarlık arttı, hem de siyasette karşımıza AKP olarak çıktı. Bu ikinci sonuç için “bilinçli bir proje idi” diyenler belki de haklılar!)

Son on yılın gerilimi de buna benziyor. Dindar ailelerin çocukları dahi, dinden –ama aslında şeriatından- uzaklaşıyor (İnanıyoruz ki bu uzaklaşma geçicidir.). 

Yani aslında bu uzaklaşma yukarıdaki üç kademenin tümünden uzaklaşma değil. Birincide fazlaca bir problem yok. İkinci kademenin ahlâk boyutunda da yine fazla bir mesele yok. 

Ama üçüncü kademe konusunda ciddi sıkıntılar var. Zira iktidardakiler “Biz dini siyasete alet etmeyeceğiz” diyerek gelmiş olsalar dahi sonrasında yaşayıp yaşattıkları ortada. Dini kendi siyasî tekellerine alan anlayışları ve zulümleri sebebiyle dinin siyasî ve hukukî boyutunda temsil problemi ortaya çıktı. (Meselâ........

© Yeni Asya