Ferâgat mesleği |
Lügat manasıyla ferâgat; bir haktan kendi isteğiyle vaz geçmek, el çekmek ve fedakârlık yapmak anlamına gelir. Ancak Risale-i Nur zaviyesinden bakılacak olursa, ‘ihlâs-ı tamme’ ile birleşerek çok daha derin bir mana kazanır. Bu, insanın enâniyetini ‘bir buz parçası’ hükmünde görüp, o buz parçasını Kur’ân hizmetinin ortak havuzunda eritmesidir.
Şahsî menfaatten ve makamdan ferâgat
Risale-i Nur talebeliğinin en mümeyyiz vasfı, hizmeti hiçbir dünyevî makama veya maddî çıkara alet etmemektir. Bediüzzaman, “Beni dünyaya çağırma, Ona geldim fenâ gördüm.”1 ifadesiyle ‘Dünya bizi çağırıyor, fakat biz ona bakmıyoruz’ manasını bizzat yaşayarak, talebelerine en büyük kuvvetin iktisad ve kanaatle gelen ferâgat olduğunu göstermiştir. Şu iki nokta Nur Talebelerinin çok önemli şahsî menfaatten ve makamdan ferâgat düsturu olarak görülebilir.
İstiğna Düsturu: Kimseden dünyevî bir beklentiye girmeden hediye ve sadaka almamak, ferâgat mesleğinin maddî zırhıdır. Çünkü hiçbir dünyevî menfaati hizmetinde niyet etmemek bu mesleğin zarûretidir.
Şöhret ve hubb-u cah (makam sevgisi): Bu meslekte tarihlere şan ve şöhret ile geçmek ve maddî-manevî makamları istemek manevî birer zehir olarak görülür; ferâgat, bu sahte, fânî ve muvakkat makamları elinin tersiyle itmektir.
Manevî hazlardan ve kemalattan ferâgat
Bu ferâgat Risale-i Nur mesleğinin en sarsıcı ve en mühim kısmıdır. Bediüzzaman’a göre, bir mü’min sadece Cehennem korkusu veya Cennet arzusuyla değil, sırf Allah rızası için hareket etmelidir. Hatta daha ileri giderek, "Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım"2 diyerek, şahsî ve manevî kurtuluşunu dahi cemiyetin imanı namına feda edebilmeyi esas tutar.
"Ben"den "biz"e geçiş: Şahs-ı manevî
Ferâgat, enâniyeti terk etmektir. Risale-i Nur’da "zaman cemaat zamanıdır" tespitiyle, ferdî........