Kirli arzular, şelale; gerçekler füze! |
“İran’ın düşmanları, arzularını haber gibi sunuyor!”
Uluslararası medyada yer alan bazı haberlere ilişkin olarak, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, aynen böyle dedi.
Batı Medyası, savaş yalanlarını “pişirmeyi ve tekrarlamayı” çok sever.
Kitlelerin gözlerini bağlamak, onların “sihirbazlık gösterisi” eksenli asıl mesleğidir.
Dünden bugüne hep yaptıkları gibi, temennilerini, arzularını “gerçekmiş gibi” sunuyorlar.
ABD/İsrail’in ciddi kayıplarına dair haberleri itina ile “hasır altı” ediyorlar.
İran’ın, Faşist Birleşik Terör Devletleri karşısında üstünlüğü ele geçirmesine “gözleri tamamen kapalı!”
Ancak, ne yapsalar beyhude: Gerçek değişmiyor…
Savaşta aslında nelerin yaşandığına dair haberler, bir başka söyleyişle “kaçışı mümkün olmayan” gerçekler; tüm alternatif haber kaynaklarından dünyaya yayılıyor.
Bizdeki medyanın dünden bugüne büyük ekseriyetle Batılı medyadan püskürtülen haberlerin etkisinde kaldığı, yani bir nevi hipnoza uğradığı bir sır değildir.
Bu vahim vaziyetin, belli bir ölçüde “gönüllü” ve de “görevli” olarak gerçekleştiğini de asla unutmuyoruz.
Geçmişten günümüze, Törkiş Medya’da mütemadiyen Batılı devletlerin savaştaki “kusursuz!” planları öne çıkarılır.
“Nasıl da asıp kesecekleri, vuracakları ve kazanacaklarına” dair haberler, manşetleri süsler.
-Sürekli korku salarlar ve zihinleri esir alırlar.
Saldırıya/işgale uğrayan ülkelerin “ne yapacağına veyahut ne yaptığına” dair haberleri ise en başta manşetler olmak üzere içeriklerinde bulabilmeniz neredeyse hiç mümkün olmaz!
Evet, çok sayıda örnek var ve biz sadece İran’a yönelik gayrı meşru savaşın hemen başlarında bir “sağcı” gazetenin attığı iliştirilmiş manşeti hatırlamakla yetinelim:
“-Rejim Düşer, Savaş Biter”
“Ey, İran; sen kim oluyorsun ki, ABD ve İsrail’e direneceksin?” demeye getiren bu başlık…
İran için “teslim olmaktan başka bir çıkış yolu bulunmadığına” dair ön kabulü/yargıyı/yalanı, zihinlere şırınga ediyordu.
İşbu gazete, “Adolf Biraderler” Donald ve Binyamin’den bile daha önce -bir manşetle “İran rejimini düşürüvermişti!”
Peki, o “iliştirilmiş” manşetten günümüze kadar neler oldu, neler yaşandı?
İran’da “rejim değişikliği” gerçekleşmediği gibi…
Beş haftası geride kalan savaşta, ABD ve İsrail “zelil” duruma düştü.
Kaderin Cilvesi: İkisinin de faşist rejimleri kıyasıya tartışılıyor!
Başta “Hell Aviv” olmak üzere, İsrail’in belli şehirleri; İran’ın füzeleriyle yanmaya, yıkılmaya devam ediyor…
ABD’nin bölgedeki üslerini birer birer vuran, uçak gemisini hurdaya çeviren İran; dün de ABD’nin iki savaş uçağıyla iki helikopterini düşürdü.
İran, ABD’nin “üçüncü bir ülke aracılığıyla” yaptığı 48 saatlik geçici ateşkes teklifini geri çevirdi.
Törkiş Ana Akım Medya’daki Batı Cephesi’ne bağlılık, kronik bir sorundur.
Bu bağlılık, dönemine göre “bazen açıktan, kimi zaman da maskeli” olarak hayata geçirilir.
2001’de Afganistan’ın, 2003’te Irak’ın uydurma gerekçelerle işgal edildiği dönemde; Haydut ABD’yi bir Yanki’den farksız şekilde destekleyen medya leşkerlerini unutmadık.
31 Mayıs 2010’da Terör Devleti İsrail’in Mavi Marmara’daki katliamı sırasında Tel Aviv’i “haklı” Ankara’yı “kabahatli” bulan…
Üstüne bir de gemiye baskın düzenleyen İsrail komandolarını güya “masummuş gibi” göstermeye yeltenen medyadaki etki ajanlarını da!
Üç örnekteki bu Batıcı yayınları icra edenler, 24 Ocak 1993’te Uğur Mumcu suikastını kafadan hayali İranlılar ile uydurma “İslami örgütlere” bağlamışlardı.
İşte bu “Medya-Narkoz” otomobili, cinayetten tam yedi sene sonra 6 Mayıs 2000 tarihinde düzenlenen fabrikasyon Umut Operasyonu’nu müteakiben “sekizde sekiz” gaza basıyordu.
“Zanlı” olarak kamuoyuna sunulan isimlerin tamamı, masum oldukları halde “Katiller!” diye damgalandılar ve suçsuz yere yıllarca zindanlarda çürütüldüler.
7 Mayıs 2000 tarihli gazetelerin tamamına yakını “katillerin yakalandığından” emindi; gerçeği aramak gibi bir dertleri hiç yoktu.
Medyada “Amiral Gemisi” diye bilinen Amerikancı gazete ise “İran Bağlantısı” üfürmelerinde el yükseltmişti:
“-Bombayı Koyan İranlı!”
Gazetenin 5 Haziran 2000’deki manşeti “Acem Bülbülü” idi.
Haberdeki alt başlık da şöyleydi:
“Konuşup her şeyi anlattı: İranlı ajan konuştuğu için başta Uğur Mumcu Suikastı olmak üzere bütün faili meçhuller aydınlandı.”
Manşetteki haber, gazetenin iç sayfalarında “Molla Bülbülü Öttü” başlığıyla verilmişti; devamda, şu satırlar okunuyordu:
“İran’ın yurt dışında işlediği tüm cinayetleri koordine eden Behbahani, Türkiye’de ortaya çıktı. Dört ay önce, yurdumuza Van’dan gizlice giriş yapan Behbahani’nin gelişinden sonra üzerinde Tahran şüphesi bulunan bütün cinayetlerin failleri teker teker yakalanmaya başladı.”
Aynı gazetenin bir hafta sonraki nüshasında “iç sayfada saklanmaya çalışılan” tek sütunluk bir haberin başlığını okuyalım:
12 Haziran 2000’deki bu itiraf, psikolojik harekata zarar vermemişti; çünkü maksat hasıl olmuş, Mumcu Suikastı çoktan İran ile sözde onların kontrolündeki uydurma dinci örgütlerin hayali tetikçilerinin üzerine yıkılmıştı!
Finali, Miloş Mançevski imzalı “Yağmur’dan Önce” adlı (1994) unutulmaz filmin “tıpkıbasım başlangıç ve bitiş sahneleri” gibi yapalım…
İran Meclis Başkanı Kalibaf, ne diyordu:
“-İran’ın düşmanları, arzularını haber gibi sunuyor!”