menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Egemenliğin infazı, zorbalığın zirvesi

3 0
08.03.2026

İran'da Ayetullah Ali Hamaney ve üst düzey yetkililer 28 Şubat’ta ABD ve İsrail'in ortak operasyonlarıyla yok edildi.

Bu, sadece kanlı bir saldırı değil; uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletler'in ve diplomatik kuralların yok sayıldığının da kanıtıydı.

Hatta bu küresel kürsülerin fiilen sona yaklaştığının işareti bile olabilir.

Dünya bir zalimin ocağında onun soytarılığında dönmeye başladı.

"Uluslararası hukuk yok; yaptığım her şey ahlâki!"

Egemen bir devletin askeri, siyasi ve dini liderliği gerekçesiz yok ediliyor.

“Yapabiliyorsam yaparım” ilkesi hâkim dört bir yanda.

İşte böyle bir dünyada yaşıyoruz.

Her şey değişiyor; ilkel ve acımasız savaş yöntemleri değişmiyor.

İran'a saldırının zamanlaması konusunda birçok korkunç gerçek var.

Savaş zamanlamasının ardı örtbas edilen konularla dolu.

ABD ve İsrail cani ikilisinin İran saldırısı, Jared Kushner ve Steve Witkoff'un katıldığı Viyana müzakereleri sırasında gerçekleşti.

Bu iki isim, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri...

ABD ile İran, Cenevre’de yürütülen nükleer müzakerelerin istişareleri için Viyana’daydı.

Washington, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını; ayrıca balistik füze programı ve Tahran’ın bölgesel silahlı gruplara desteğinin de müzakerelere dahil edilmesini talep ediyordu.

İran ise görüşmelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı kalmasında ısrar ediyordu.

Umman Dışişleri Bakanı görüşmelerde "önemli ilerleme" kaydedildiği söyledi.

Ancak anlaşma sağlanamadı.

Teknik görüşmeler Viyana'da devam edecekti, ama saldırı tam da bu zamanda başladı.

Ve müzakereler fiilen bitti.

Aslında İran, ABD'nin neredeyse tüm temel taleplerini kabul etmişti.

Nükleer programın sınırlanmasını da füze kısıtlamalarını da...

İran’ın onca iyi niyetli yaklaşımına rağmen, ABD’nin kanlı saldırısı devlet liderlerinin öldürülmesi ile başladı.

Trump, savaşla ilgili ilk açıklamasında, ilk iki günde 48 İranlı üst düzey ismin öldürüldüğünü söyledi.

İsrail ise ilk 30 saniyede 30 üst düzey yetkilinin hedef alındığını iddia etti.

İran'ın önde gelen isimleri konuşamadan öldü.

Donald Trump daha sonra verdiği bir demeçte -küstahça- İran'ın yeni liderini seçme sürecine dahil olması gerektiğini söyledi.

Hamaney'in oğlu Müçteba Hamaney’i "hafif sıklet" ve "kabul edilemez" bulduğunu belirtti.

"Venezuela'daki Delcy Rodriguez gibi ben de dahil olmalıyım" dedi.

Maduro'yu kaçırıp güya Rodriguez'i “atadığı” gibi!

Bu, egemen bir ülkeye saldırı sonrası o ülkenin liderini belirleme talebi, zorbalığın zirvesi...

Gayrı meşruluğun tanımı.

Hukuksuz bir dünya düzeninde, bu tutum sadece İran'ı değil, tüm bağımsız ülkeleri de tehdit ediyor.

Küresel sistem de bu küstahlığı “bir güzel” besliyor ki...

ABD, yıllardır diğer ülkeleri uluslararası hukuku ihlal ettikleri için eleştirirken, kendi ortakları söz konusu olunca özellikle İsrail için her türlü ihlale göz yumuyor.

Gazze'deki olaylar bunun örneği değil mi?

Soykırım yaşanıyor, ama yaptırım yok.

1949'daki Cenevre Sözleşmeleri, sivillerin korunmasını, savaş esirlerinin haklarını ve saldırıların orantılı olmasını emrediyor.

İran'daki gibi liderleri hedef alan saldırılar bu kuralları çiğniyor.

Tıpkı 2. Dünya Savaşı'ndaki Nazi savaş suçları gibi.

Nürnberg Mahkemeleri'nde, Nazi liderler savaş suçları, sivillere saldırı, toplama kampları, soykırım ve insanlığa karşı suçlardan yargılandılar.

O dönemde Hermann Göring'in Luftwaffe'si sivilleri kasten bombaladı.

Bu, bugün yaşadığımız İran'daki ilkokul saldırısına benzemiyor mu?

Gazze soykırımının suç ortakları İsrail ve ABD, acımasızca masumları öldürmeye devam ediyor.

Vahşi yöntemlerle sivilleri vuruyorlar.

ABD-İsrail, İran'daki bir ilkokulda ilk gün 167 çocuğu kasten öldürdü.

İran’da katledilen sivillerin sayısı ise 2 bine yaklaştı.

Faşist saldırılar devam ettikçe, küresel çatışma kaçınılmaz olmaya başlıyor.

Bu, ideolojiden öte, insanlık kaybı.

2. Dünya Savaşı'ndan sonra Nürnberg'de yargılanan Naziler gibi, sivilleri hedef almak savaş hukuku ihlali.

Ki, halihazırda Netanyahu savaş suçlusu ilan edildi, yargılanmasına karar verildi.

Ancak kendisi bu yargılamada hala yok.

Trump, 2024 seçim kampanyasında "Artık yeni savaş yok, Ortadoğu bataklığına girmeyeceğiz" demişti.

Ama daha ilk yılında Venezuela, İran, Nijerya, Somali, Irak, Suriye, Yemen'e saldırı emri verdi.

Başta Küba olmak üzere yenileri için yeminler etti.

Bu vahim çelişki, Donald Trump'ın seçim vaatlerinin bomboş olduğunu gösteriyor.

“Savaşları bitireceğim” derken, şimdilerde sözde "ahlaki gerekçelerle" genişletiyor.

“Nükleer tehdit var” diyor ama müzakereler devam ederken saldırıyor!

"İran ABD taleplerini kabul etti" raporları varken, "Başarısızlık" diyor.

Gerekçe tutarsız olunca, güçlü olan “haklı!” çıkıyor.

Hitler'in "yaşam alanı" bahanesiyle Polonya'yı işgal etmesi gibi.

Sonuç olarak, 3. Dünya Savaşı başladı.

Bu yeni dünya da hukuksuzluk ve küstahlıkla dolu...


© Yeni Ankara