Bugün yaşananlar ilk değil: Tarihsel krizler ve tanıdık haller

Bu günlerde tam olarak neyin içindeyiz?
Kendime sormadığım an yok.
Öncesi var mutlaka bunun.
Bir sonuç yaşıyoruz, o belli, belli de...
Var işte bir benzerlik, bir yerden tanıdık...
Durmadım araştırdım.

Bugün küresel ölçekte yaşanan ekonomik buhran...

Tarihte ilk kez karşımıza çıkmıyormuş.

Büyük kırılmalar, uzun belirsizlik dönemleri ve ardından gelen dönüşümler…

Bunların hepsi daha önce de yaşanmış.

Sanayi Devrimi öncesi ve sonrası buna iyi bir örnek.

O dönemde yaşanan ekonomik sorunlar, üretimi değiştirmiş.

Toplumun alışkanlıkları, beklentileri ve hayata tutunma yolları kökten değişmiş.

İnsanlar tam da bu aralıkta, “geçiş zamanlarında” neye tutunacaklarını aramışlar.

İngiltere’de kırsaldan kopup fabrikalara yığılan işçiler, on altı saatlik mesailerle yeni bir hayat düzenine zorlanmış.
Lonca kültürü çökerken, “iş” kavramı ilk kez makine saatine bağlanmış.
Zaman, insanın elinden alınmış; insan zamana uydurulmuş.
Bu kırılma, sadece üretimi değil, insanın zamanla ve hayatla kurduğu ilişkiyi de değiştirmiş.

Bugün yaşadığımız hissin tanıdık gelmesi biraz da bundan.

Değişim kaçınılmaz ama yönü belirsiz olduğunda, tarih ister istemez akla geliyor.

Çünkü insanlık, bilinmezlikle ilk kez karşılaşmıyor.

Örnekleri biraz daha artıralım.

Lale Devri mesela…

Hani Nedim filan, o dönemin şairlerinden.
Osmanlı Dönemi'nin Lale Devri, tarihte çoğu zaman bir “zevk ve sefa” dönemi olarak anlatılır.
En azından hafızamızda bıraktığı izlenim böyle.
Oysa bu dönem, toplumun geneline yayılan bir refahtan çok; belirsizlik ortamında sanatın, edebiyatın ve estetiğin görünür hâle geldiği bir zaman dilimi.
Şiir, musiki, mimari ve bahçe kültürü öne çıkmış.
Belirsizlik........

© Yeni Ankara