Atakule ve Karum'a ne oldu? |
Atakule’nin hikayesi bir binanın değil, bir dönemin şehir hikayesi.
1989’da açıldığında Ankara için öncesi olmayan bir yapı değil...
Yeni bir “şehir deneyimi”ydi.
Seyir terasıyla şehre yukarıdan bakma fikri, o dönemin insanlarına yaşadıklarını en tepeden seyretme şansı verdi.
Şehri ilk kez uzaktan izlemek unutulmaz bir deneyim olarak hafızalara kazındı.
Kuleye çıkmak biraz da “Ankara’ya bir selam verme” hali oldu.
Döner restoranı en çok konuşulan özelliğiydi.
Dönerek şehri izlemek, o yıllarda neredeyse bir ritüeldi.
Oyun alanı ise birçoğumuzun sokak oyunlarından kapalı bir dünyaya ilk geçtiği yer oldu.
Bir süre sonra Atakule bir başlangıç noktası haline geldi.
O kuleden inen herkes aynı şehre karışıyordu.
Bu yüzden Atakule bir yöndü.
Şehre nasıl girileceğini, nasıl dolaşılacağını tarif eden bir başlangıç gibi...
Zamanla şehir büyüdü.
Ankara bir metropole dönüştü...
1990’ların sonu ve 2000’lerle birlikte alışkanlıklar değişti.
Tek bir merkez etrafında dönen hayat dağıldı.
Yeni semtler, yeni AVM’ler, yeni buluşma yerleri çıktı.
Pasajlar geri çekildi...
Yerini büyük, kapalı ve kendi dünyasını kuran yapılara bıraktı.
Artık insanlar bir yere gidip bütün günü geçirmek yerine...
Farklı noktalara dağılan bir hareketin parçası oldu.
Şehir tek bir merkezden değil, birçok küçük merkezden akmaya başladı.
Bu değişim Atakule’yi doğrudan etkiledi.
Çünkü Atakule, Ankara’nın tek merkez gibi çalıştığı bir dönemin yapısıydı.
Şehir değişti ama o uzun süre aynı kaldı.
Şehirle kurduğu ilişki yeniden kurulmadı...
Bu yüzden de görünürlüğünü yavaş yavaş kaybetti.
Sonra uzun bir kapanma süreci geldi.
Bu sadece bir tadilat değildi.
Aynı zamanda bir alışkanlığın sonu oldu...
Kule, o sürede kendine hatıralarda yer buldu.
Yukarı çıkma, şehre bakma, o deneyimi yaşama hali bir süre ortadan kalktı.
Ankaralı için Atakule, hayatın dışına düştü.
Bir süre “Hayalet Kule” olarak anıldı.
Ama hayatın içinde değildi.
Bu sırada Ankara'da çok şey değişti.
Yeni manzaralar, yeni yüksek noktalar, yeni buluşma alanları türedi.
Atakule 2018’de yeniden açıldı.
Ama geri döndüğünde hiç bir şey aynı değildi.
Seyir terası duruyordu ama...
Asıl anlamı çoktan değişmişti.
Artık yukarı çıkıp bakılan bir yerden çok, içeride vakit geçirilen bir yapıya dönüştü.
Yeme içme, sosyalleşme, gastronomi öne çıktı.
Bir anlamda kule, seyir noktasından çok bir farklı deneyim alanına evrildi.
Bugün hala kalabalık...
İnsanlar Atakule’ye gidiyor, ama kuleyi saymadan...
Orada vakit geçiriyor, ama yukarı çıkma isteği neredeyse yok...
Bu yüzden artık Atakule görünür ama merkez değil.
Simgesel ama yön veren bir yer değil.
Ankara’nın siluetinde var.
Ama gündelik hayatın kalbinde değil.
Ve bu hikaye tek başına Atakule’ye ait değil.
Aynı dönüşüm Karum’da da yaşandı.
Açıldığı dönemde Karum, Ankara’nın en canlı noktalarından biriydi.
Sadece alışveriş yapılan bir yer değil, sosyal hayatın aktığı bir alandı.
İçinde kafeler, restoranlar, butik mağazalar vardı.
O dönemin “iyi yaşam” hissi orada çok net hissediliyordu.
Farklı tatlarla karşılaşan, yeni alışkanlıklar edinen bir şehir vardı içeride.
Hatta bir dönem medya temsilciliklerinin, iş dünyasının, görünür olmanın adreslerinden biriydi.
İnsanlar oraya sadece alışveriş için değil, görünmek için de giderdi.
Zamanla o da Atakule ile aynı dönüşümün içine girdi.
Alternatifler arttı...
Karum geri çekildi...
Bugün hala açık ve kullanılıyor...
Ama ritim çok başka...
Kalabalık başka yerlere aktı.
Atakule ve Karum aslında aynı hikayenin iki farklı yüzü.
Biri yukarıdan bakmayı öğreten bir yerdi.
Diğeri şehir içinde görünmeyi.
Bugün ikisi de ayakta.
Ama taşıdıkları anlam değişmiş durumda.
Ankara’nın merkezinden çekildi.