Bir esnafın anlattığı hayat dersleri |
Geçen gün bir sokakta yürürken küçük bir dükkânın önünde durdum. Kapısının üstünde eski bir tabela vardı. İçeride yılların yorgunluğunu ama aynı zamanda huzurunu taşıyan bir esnaf oturuyordu.
Selam verdim. O da gülümseyerek karşılık verdi. Sohbet ilerledikçe fark ettim ki bazen en büyük hayat derslerini kitaplardan değil, hayatın içinden gelen insanlardan öğreniyoruz.
Esnaf bana şöyle dedi: “Evlat, insanın dükkânı küçük olabilir ama gönlü küçük olmasın.”
Bu cümle basit gibi görünse de içinde büyük bir gerçek vardı. Çünkü hayatta insanı büyüten şey çoğu zaman parası değil, karakteridir.
Sonra çay söyledi. Sohbet devam etti.
“Bir insanın ne olduğunu anlamak için zor günlerine bakacaksın,” dedi. “İyi günde herkes iyi olur.”
Belki de gerçekten öyleydi. Hayat çoğu zaman insanı zor zamanlarda tanıtır.
O küçük dükkânda otururken zaman biraz yavaşladı. Dışarıdan insanlar geçiyor, arabalar gidiyor ama içeride bambaşka bir sakinlik vardı.
Esnafın anlattığı hikâyelerde yılların emeği vardı. Sabah erken açılan kepenkler, akşam kapanan dükkânlar, müşterilerle kurulan küçük ama samimi ilişkiler…
“Bizim işte en büyük kazanç para değildir,” dedi sonrasında. “İnsan kazanırsan zaten hayat kazanırsın.”
O an düşündüm. Belki de modern hayatın en çok unuttuğu şey bu. İnsan kazanmak.
Sokaktan ayrılırken esnafın söylediği son cümle aklımda kaldı: “Hayat uzun bir yol evlat. Ama yol boyunca iyi insanlar biriktirirsen o yol daha güzel geçer.”
Bazen bir üniversite amfisinde değil, küçük bir mahalle dükkânında da hayatın en gerçek derslerini öğrenebilirsiniz.