“İnsanlar yanarak büyür ”

İnsan, ateşe atılmadan pişmez. Kabuktaki buğday nasıl öğütülmeden ekmek olmazsa, gönül de acının değirmeninden geçmeden olgunlaşmaz. “İnsanlar yanarak büyür” sözü tam da buraya dokunur: İçten içe yanan dert, aslında içte saklı olan ışığı uyandırır.

Yunus der ki: “Derdim bana derman imiş.” İlk duyduğumuzda zor gelir bu söz. Çünkü biz derdi uzak tutmak isteriz. Oysa dert, kapıyı çalan misafir gibidir; gönle girer, evi dağıtır, fakat giderken ardında hikmet bırakır. Kişi, o dağılan yerlerden kendini yeniden kurmayı öğrenir. İşte büyüme burada başlar.
Ali Semerkandî’nin öğrettiği gibi, teslimiyet yenilmek değildir. Teslimiyet, “Ben her şeyi kontrol edemem, ama Rabbimin elindeki her şey bana tam vaktinde gelir” diyebilmektir. İnsan, işte bu sözle yanmanın içindeki serinliği fark eder. Ateş vardır ama yakmayan ateştir; yakar görünen ama içten içe arındıran bir hâldir.

Mevlânâ, ateşe pervane gibi koşan........

© Yeni Ankara