Vekâletsiz Vekil
10-11 yaşlarında Yassıada zulüm mahkemelerinden başlayarak 12 Eylül, Ergenekon… Balyoz…15 Temmuz… 28 Şubat…56 yıllık meslek hayatımda siyasi ve hukuki birçok dava gördüm.
Ama bir mahkeme salonunda şu tartışmayı ilk kez görüyorum:
Dosyada vekâleti olmayan bir avukatın, avukat sırasına oturma ısrarı.
Üstelik bunu yapan bir milletvekili; Turan Taşkın Özer…
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre duruşma düzenini mahkeme başkanı sağlar.
Avukatlık Kanunu’na göre de bir avukatın duruşmada avukat sıfatıyla bulunmasının şartı vekalettir.
Peki milletvekili olunca durum değişir mi?
Devlet kurumlarının sınırları vardır.
Bir savcı ya da hakim, TBMM’ye elbette girebilir.
Örneğin Yargı Paketi görüşmeleri devam ederken “Ben savcıyım, ben hakimim, burada oturacağım, not alacağım” diyerek Genel Kurul’a girmeyi talep edemez, aklından bile geçiremez kurallar düzenini zorlayamaz.
Meclis’e girse bile izleyici olarak, kendisine ayrılan yerde bulunur.
Çünkü Meclis’in düzenini TBMM Başkanı ve iç tüzüğü sağlar.
Aynı şekilde milletvekilleri de mahkeme salonuna girebilir.
Avukat sırasına oturamaz.
Çünkü mahkeme salonunun düzenini de hakim sağlar.
Anayasa’nın temel hükümlerinden biri şudur:
Hakimlere görevlerinde hiç kimse talimat veremez.
Yargının bağımsızlığı tam da bu ilkeye dayanır.
Bu nedenle İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nu aradım.
Kaboğlu aynı zamanda CHP eski milletvekili.
Kendisine şu soruyu yönelttim:
— Sayın Kaboğlu, bir milletvekili avukat, dosyada vekâleti yoksa avukat bölümünde oturabilir mi?
“Milletvekilliği ile avukatlık ayrı şeylerdir. Eğer bir milletvekili dosyadaki sanıklardan birinden vekâlet alsaydı avukat sırasına oturabilirdi. Vekâlet yoksa avukat sıfatıyla duruşmaya katılamaz.”
Bir başka soru daha sordum:
— CHP’nin bu konuda siyasi bir tavrı olabilir mi?
Kaboğlu şöyle yanıtladı:
“Bunun bilinçli bir siyasi tavır olduğunu sanmıyorum. Böyle bir tutum olsaydı parti yönetimi bunu açık şekilde ifade ederdi.
Son olarak şu noktayı sordum:
— Duruşmalar zaten sesli ve görüntülü kayda alınıyor, tutanaklar tutuluyor. Bu durumda not almanın özel bir anlamı var mı?
“Duruşmalar zaten kayıt altına alınıyor. Baro olarak biz de davaları izliyor ve rapor hazırlıyoruz. Önemli olan adil yargılamanın sağlanmasıdır.”
Görüldüğü gibi hukuk burada da net.
Ama bu olayda tartışılması gereken başka bir nokta daha var.
Mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi ve yargılama yapılamadı.
Oysa gerilimin düşürülmesi mümkündü.
Hakim kısa bir ara verip ortamı yumuşatabilir,
Salonda bulunan İstanbul Barosu Başkanı’ndan destek isteyebilirdi.
Belki mesele tatlılıkla çözülebilirdi.
Sonuçta kaybeden yine hukuk oldu.
Çünkü mahkeme salonlarında tartışma büyüdükçe yargılamanın kendisi geri plana düşer.
Adliyelerin girişinde yazan bir söz vardır:
“Adalet mülkün temelidir.”
CHP’liler, “bağımsız ve tarafsız yargı” istemiyorlar mı?
TBMM’nin duvarında yazan söz de onun tamamlayıcısıdır:
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”
Ama egemenliğin millete ait olması, kurumların birbirinin alanına girmesi anlamına gelmez.
Devlet düzeni sınırlarla ayakta durur.
Yasama kendi alanında…
Yargı kendi alanında…
Mahkeme salonunda herkesin tek bir sıfatı vardır:
Savcı, Hakim, Katip, Mübaşir…
Vekaleti olan taraf avukatları…
Medya mensupları ve izleyiciler.
Yetkili değilseniz bu görevlerin hiçbirinde yer alamazsınız.
Avukat ve Milletvekili bile olsanız bile vekaletiniz yoksa avukatlık yapamazsınız.
Çünkü hukuk devletinde unvanlar değil, kurallar konuşur.
Not: CHP Milletvekili Turan Taşkın Özer’i telefonla aradım açmayınca söz hakkı vermek için WhatsApp mesajı gönderdim ama dönüş yapmadı. Söz hakkı bakidir…
