Türkiye’nin tatsız gündemi: Bayram şekeri yerine turp ikramı |
Mübarek Ramazan Bayramımız kutlu, mutlu ve hayırlara vesile olsun.
Dini Bayramlarda kapılar çalınır, şekerler uzatılır, gönüller, mesaj yağmuru yaşanır.
Ama bu bayram Türkiye’de sofraya konan ikram değişmiş gibi görünüyor:
Şeker yerine turp var.
Üstelik büyük mü küçük mü tartışmasıyla birlikte…
Oysa kapımızın hemen dışında çok daha büyük bir fırtına kopuyor.
Gazze’de aylardır süren ağır insani kriz, bölgede büyüyen savaş riski ve İran hattında yükselen gerilim, yalnızca diplomatik bir mesele değil; doğrudan Türkiye’nin ekonomisini etkileyecek bir dalga oluşturuyor.
Petrol fiyatlarındaki her artış, Türkiye gibi enerjiye bağımlı bir ülke için yeni bir maliyet zinciri demek.
Mazot ve benzine gelecek her zam; pazardaki domatese, mutfaktaki ekmeğe, kiraya ve ulaşıma kadar hayatın her alanına yansıyacak.
Yani aslında mesele sadece dış politika değil, doğrudan vatandaşın cebine uzanan bir kriz.
Ama biz neyi tartışıyoruz?
Büyük Turp – Küçük Turp Meselesi…
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “büyük turp” ifadesiyle başlayan tartışma, muhalefet lideri Özgür Özel’in “küçük turp” yanıtıyla büyüdü.
Siyasetin dili sertleşti, cümleler keskinleşti.
Ama mesele basit bir polemik değil.
Çünkü bu tartışmanın arkasında şu soru duruyor:
Türkiye’de şeffaflık gerçekten var mı?
Hafızası güçlü olan bir millet miyiz?
Hatırlatayım; Türkiye bu başlıkları ilk kez konuşmuyor.
2013 yılında kamuoyuna yansıyan ve Reza Zarrap bağlantılı yolsuzluk iddiaları, dönemin dört bakanını hedef almıştı.
Anlı şanlı 4 bakan konusunda süreç Meclis’e taşındı. Dönemin Başbakanı ve AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu yüce divana göndermeye kararlıydı.
Ama Yüce Divan yolu Erdoğan’ın müdahalesi ile AKP milletvekillerinin olumsuz oylarıyla açılamadı.
Kamuoyuna yansıyan ve uzun süre tartışılan “paraların sıfırlanması” iddiaları ise hâlâ siyasi hafızanın en tartışmalı başlıklarından biri olarak duruyor.
Pandemi döneminde bir bakanlığın yüksek fiyatlı dezenfektan alımı tartışma yarattı, ardından görev değişikliği geldi.
Her olay ayrı başlık…
Ama sonuç hep aynı: Dosyalar kapanıyor, sorular kalıyor.
Dürüstlüğün bedeli mi?
Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde gündeme gelen “şeffaflık, mal varlığı ve nereden buldun” düzenlemeleri, Türk siyasetinin en kritik eşiklerinden biriydi.
İhale ve imar rantlarını sınırlamayı hedefleyen bu girişimlerin hayata geçmediği biliniyor.
Ve o süreçten geriye şu cümle kaldı:
Siyasette şeffaflık gerçekten isteniyor mu?
Davutoğlu’nun görevden alınması ile bu başlıklar da tarihin tozlu raflarına kaldırıldı.
Belki de bu yüzden bugün tartışılan sadece “turp” değil.
Aslında tartışılan şey: Sistemin kendisi.
Bayram Mesajları ve Gerçek Hayat
Bayram günleri ekranlar dolacak.
Siyasetçiler sırayla konuşacak:
“Birlik, beraberlik, kardeşlik…”
Ama vatandaşın gündemi çok daha sade:
Yükselen gıda maliyetleri
Akaryakıta gelen zamlar
Bayram mesajları süslü olacak.
Mutfakta tencere kaynamıyorsa, yaşam acı olur ama mesajlar hoş bir seda kalır.
Türkiye bugün iki cephede sıkışmış durumda:
Bir yanda içeride büyüyen güven sorunu…Diğer yanda dışarıdan gelen ekonomik baskı…
Enerji fiyatları yükselirken, enflasyon yeniden kapıyı zorlarken, siyasetin hâlâ “turp” tartışmasına kilitlenmesi asıl tehlikeyi görünmez kılıyor.
İroni tam da burada başlıyor.
Çünkü vatandaş hayat pahalılığıyla mücadele ederken, siyaset hâlâ mecazlarla konuşuyor.
Bayramlar yüzleşme zamanıdır.
Ama biz yüzleşmek yerine tartışmayı tercih ediyoruz.
Şeker olması gereken yerde turp varsa…
Ve mesele hâlâ büyük mü küçük mü diye konuşuluyorsa…
O zaman asıl soruyu sormaktan kaçamayız:
Bayram Şekeri Yerine Turp İkramı: Türkiye’nin Gündemi Bu mu?