Politiea'dan Türkiye gerçeği: Yüzde 60'ı 5 vakit Namaz kılmıyor
Siyaset, toplumun aynasıdır deriz ama bazen o aynaya düz bakmak gerçeği anlatmaya yetmez.
Asıl tablo, verileri tersinden okuduğunuzda ortaya çıkar.
Politiea, Politik Araştırmalar Merkezi’nin, Başkan Aysun Palalı Köktaş imzasıyla 8 Nisan 2026’da yayımladığı saha araştırmasını özellikle tersine bir perspektifle okumak gerekiyor.
Çünkü görünen ile gerçek arasındaki mesafe, bu yöntemde daha net ortaya çıkıyor.
Araştırma bize toplumun yüzde 94’ünün Allah’a inandığını söylüyor.
Peki ya tersinden bakalım: Türkiye’de her 100 kişiden 6’sı inanç dışında duruyor.
Bu oran küçük gibi görünebilir ama sosyolojik açıdan bakıldığında, bu kesim modernleşme, eğitim ve kentleşmenin doğrudan etkilediği bir dönüşümün işareti olarak okunmalı.
Yani mesele sadece “yüksek inanç” değil, aynı zamanda inanç dışına çıkan yeni bir toplumsal anlayışın büyümesi.
İbadet verileri daha da çarpıcı.
Beş vakit namaz kılanların yüzde 40 olduğu belirtiliyor.
Tersine çevirdiğimizde tablo netleşiyor: Türkiye’de toplumun yüzde 60’ı düzenli namaz kılmıyor.
Cuma namazına gitmeyenler yüzde 24, oruç tutmayanlar yine yüzde 24.
Bu sonuçlar şu anlama geliyor:
Toplumun önemli bir bölümü dini pratikleri sistematik değil, seçerek yaşıyor.
Yani klasik anlamda “bütüncül dindarlık” artık çoğunluk davranışı değil.
Daha da dikkat çekici olan, insanların kendilerini nasıl tanımladığı.
Araştırmaya göre yüzde 67 kendisini dindar olarak görüyor.
Toplumun yüzde 33’ü kendisini dindar olarak tanımlamıyor.
Bu, Türkiye gibi dinin güçlü olduğu kabul edilen bir toplum için oldukça kritik bir eşik.
Üstelik bu kitlenin yüzde 23’ü “nötr” diyerek kendisini gri bir alana yerleştiriyor.
Bu iki önemli verinin toplamı olan yüzde 55 gerçekten çok çarpıcı bir değişimi işaret ediyor.
Yani artık mesele “dindar mı değil mi” değil.
Kendisini yeniden tanımlayan bir toplum var.
Kurumsal güven meselesi ise daha sert bir tablo sunuyor.
Diyanet’e güvenmeyenlerin oranı yüzde 58. Yani çoğunluk, resmi dini otoriteye mesafeli.
Cemaat ve tarikatlara güvensizlik yüzde 70’e çıkıyor.
Türkiye’de toplumun büyük kısmı dini yaşıyor ama dini kurumlara güvenmiyor.
Bu ayrışma, Cumhuriyet tarihinin en önemli kırılmalarından biri olabilir.
Laiklik tartışmalarına da tersinden bakalım.
Toplumun yüzde 84’ü laiklik içinde dinin yaşanabileceğini söylüyor.
Ama bu aynı zamanda yüzde 16’lık bir kesimin buna katılmadığını gösteriyor.
Daha çarpıcısı: yüzde 44’lük bir kesim “Anayasa Kur’an ile çelişebilir” demiyor.
Yani dini referansların hukuk üzerindeki etkisini tamamen reddetmiyor. Burada açık bir gerçek var: Türkiye’de toplum net bir seküler çizgide değil, ama tamamen dini referanslı da değil.
Bölgesel veriler de tersinden okunduğunda çarpıcı. Ege’de namaz kılmayan oranı yaklaşık yüzde 77’lere çıkarken, bu fark Türkiye’nin homojen olmadığını açıkça gösteriyor.
Kuzeydoğu Anadolu’da ise namaz kılmayanların oranı yüzde 24.
Bölgeler arasındaki 3 katlık namaz kılma farkı, toplumsal dokunun bölgesel olarak ne kadar farklılaştığını ortaya koyuyor.
İstanbul’da ise Cuma namazına gitmeyenlerin oranı dikkat çekici düzeyde. Yani büyükşehir hayatı, dini pratikleri doğrudan dönüştürüyor.
Belki de en ilginç veri, halkın inanç biçimi. Nazar inancına sahip olmayanlar yüzde 31, mucizelere inanmayanlar yüzde 25, ölümden sonra hayata inanmayanlar yüzde 23. Bu tablo bize şunu söylüyor:
Türkiye’de yalnızca “inanç” değil, inançsızlık ve sorgulama da ciddi bir toplumsal alan kazanmış durumda.
Bütün bu tersine okuma bize tek bir gerçeği gösteriyor:
Türkiye artık eski Türkiye değil. İnanç güçlü olabilir ama dindarlığın biçimi çözülüyor, yeniden şekilleniyor ve bireyselleşiyor.
Kurumlar zayıflarken birey güçleniyor. Geleneksel kalıplar yerini esnek tercihlere bırakıyor.
Bu dönüşüm bir kopuş mu, yoksa yeni bir denge arayışı mı?
