menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Esaret değil cesaret: 23 Nisan Türk milletinin kader günüdür

325 0
22.04.2026

107 yıl öncesine gidelim…

Yıl 1919.Bir imparatorluk çökmüş.Padişah teslim olmuş.Başkent işgal edilmiş.Ordular dağıtılmış.Millet yorgun, umutsuz, çaresiz…

Fakat Türk Milletine teslimiyeti ve esareti layık görmeyen, Çanakkale zaferine imza atan cesur yürekli, kararlı, kahraman ve isyankâr bir komutan var.

Ve ulu önder öyle bir karar veriyor ki;

19 Mayıs 1919'da Samsun'a ilk adımı atıyor.

Ardından milletini dinliyor adımları hızlandırıyor.

22 Haziran 1919: Amasya Tamimi.

23 Temmuz – 7 Ağustos 1919: Erzurum Kongresi.

4 – 11 Eylül 1919: Sivas Kongresi.

Türk Milletinin kararı net:

7 düvelin işgal ettiği vatanı düşmandan temizlemek.

Çöken Osmanlı Devleti yerine laik demokratik sosyal hukuk devleti olacak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmak.

Peki müthiş savaşı, kurtuluş mücadelesini kim verecek?

Elbette Büyük Türk Milleti.

Peki; Nasıl olmalı, nasıl yönetilmeli?

Mustafa Kemal Paşa’nın kararı nettir:

Büyük Türk Milleti, özgürlük için varoluş için kurtuluşun karar mercii olmalı.

Ve işte o tarihi adım Mustafa Kemal Paşa tarafından atıldı.

Milletin vekilleri Ankara’ya çağrıldı.

İşte büyük gün geldi çattı:

23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı.

“Vatanımıza canımız feda elbette varız” diyen Türk milleti:

Esareti değil cesareti seçti.

O gün: Sadece bir meclis kurulmadı.

O gün: Saltanatın egemenliği yıkıldı yerine milletin egemenliği kuruldu.

Tek adam iradesine kulluk bitti, özgür vatandaşlık başladı.

Emir alan bir toplumdan, karar veren bir millete geçildi.

Ankara’da Kuzey Yıldızı gibi parlayan o ışık, sadece bir şehirde değil, Türk milletinin kaderini aydınlattı.

Kurtuluşun ve kuruluşun başlangıcı oldu.

Kurtuluş Savaşı’nın başkomutanını seçti: Mustafa Kemal Paşa.

23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ardından, millet iradesi cephede zafere dönüştü.

6–10 Ocak 1921’de Birinci İnönü Zaferi kazanıldı.

23 Mart–1 Nisan 1921’de İkinci İnönü Zaferi ile direniş güçlendi.

10–24 Temmuz 1921’de Kütahya-Eskişehir muharebelerinde geri çekilme yaşansa da taktiksel hazırlıktı.

23 Ağustos–13 Eylül 1921’de Sakarya Meydan Muharebesi’nde “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” diyerek millet topyekûn direndi ve savaşın kaderi değişti.

Ve nihayet 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da kesin zaferle sonuçlandı.

Muhteşem zaferler, 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşunu getirdi.

24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması ile bağımsızlık tüm dünyaya kabul ettirildi.

Ve Türk Milleti’nin büyük zaferi; 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilanıyla taçlandı.

Ama o Cumhuriyetin temeli, işte o gün, 23 Nisan 1920’de atıldı.

Dünyada eşi olmayan bir armağan

Dünyada eşi benzeri olmayan bir karar alındı.

23 Nisan, çocuklara armağan edildi.

Çünkü Atatürk biliyordu:

Bir milletin geleceği, çocuklarının omuzlarında yükselir.

Dünyanın ilk ve tek çocuk bayramı, milli egemenlikle birleşti.

Bundan daha muhteşem bir bayram olamaz ki?

Dünya liderleri ne dedi?

Atatürk sadece bir milletin lideri değildi.

Dünya onu şöyle tanımladı:

ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt:“Atatürk, yalnız Türkiye’nin değil, özgürlüğü için savaşan tüm milletlerin önderidir.”

İngiltere Başbakanı Winston Churchill:“Türkiye’yi yeniden yaratan adamdır.”

Fransa Devlet Başkanı Charles de Gaulle:“Atatürk, bir milletin yeniden doğuşunun simgesidir.”

Yunanlı komutan Eleftherios Venizelos:“Barışın ve aklın lideridir.”

Hindistan lideri Jawaharlal Nehru:“Modern dünyanın en büyük devlet adamlarından biridir.”

Sadece bir bayram değil.

Bir kez daha hatırlatma:

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin genel kurulunda da yer alan ilke sadece bir slogan değildir.

Milletin varoluş ve kararlılık bildirgesidir.

23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan o Meclis…

106 yıl önce milletin ayağa kalktığı ve savaşarak özgürlüğünü kazanmayı haykırdığı muhteşem bayram günüdür:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “ilelebet payidar” kalacağının ilanı Mustafa Kemal Atatürk’ün 15–20 Ekim 1927 tarihleri arasında okuduğu Nutuk’un sonunda, noktayı şöyle koydu:

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.

İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin.

Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı!

İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır.

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

10 Kasım 1938’de aramızdan ayrılan;

Türk milletinin kalbinde ve Cumhuriyetimizin temelinde ilelebet yaşamaya devam eden yüce önderimiz, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, TBMM’nin kuruluşunun 106. yılında bir kez daha derin bir gururla, sonsuz minnet ve şükranla anıyorum.

Emanetine sahip çıkma sözümüzü yineliyor, aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Ruhu şad olsun.

Haydi asın Türk Bayraklarınızı evinize ve işyerlerinize…

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu ve mutlu olsun…


© Yeni Ankara