Adalet terazisi CHP ve BKM dosyalarını nasıl tartar?
Akın Gürlek; İstanbul Cumhuriyet başsavcısı olarak CHP ve BKM iddianamelerininhazırlanmasında da Adalet Bakanlığı görevinde de sorumluluğun zirvesindeki isimdir.
Dönemindeki tablo şudur:
Örgüt suçlaması iddiası var.
Yüksek para trafiği iddiası var.
Tutuklu yargılama var.
Tutuksuz yargılamalara sistematik bir itiraz zinciri var.
Başsavcı Akın Gürlek’in açıklamaları var.
Örgüt suçlaması iddiası var.
Yüksek para trafiği iddiası var.
Tutuklu yargılama yok.
Tutuklu yargılamalara sistematik bir itiraz zinciri yok.
Akın Gürlek’in şu açıklamaları var:
“Türkiye bir hukuk devletidir.
Yargı bağımsız ve tarafsızdır.
Devam eden soruşturmalar hakkında değerlendirme yapmam doğru olmaz.
Hiç kimse hukukun üstünde değildir.”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Merkez Bankası’nın suç duyurusu sonrası yürüttüğü soruşturmada, BKM’de 2023 yılında yapılan işlemler üzerinden hazırlanan iddianamede BKM “mağdur”, Merkez Bankası “şikâyetçi” olarak yer alıyor.
Eski TCMB Başkan Yardımcısı Emrah Şener “örgüt elebaşı”, eski BKM Genel Müdürü Baran Aytaş ise “örgüt yöneticisi” olarak tanımlanıyor.
İddianame, altı ayrı eylem başlığı altında usulsüzlük ve kaynak aktarımı iddiası kuruyor:
1- Çipli plastik kart alım ihalesi, 2- TROY için yazılım geliştirme süreçleri, 3- Boğaziçi Üniversitesi TTO üzerinden yapılan hizmet alımları, 4- Özel şirketlerden hizmet temini, 5- Yemek kartları, 6- Kurumsal kredi kartı kullanımları.
Bu başlıklardaki toplam sözleşme büyüklüğü 177 milyon 192 bin 538 lira.
İddianamede adı geçen isimler arasında Emrah Şener, Baran Aytaş, Bora Koç, Muhammed Güven ve İbrahim Şener bulunuyor.
İlk operasyon dalgasında daha geniş bir liste söz konusu olsa da iddianamede yer alan toplam sanık sayısının dokuz olduğu belirtiliyor; ancak bu listenin tamamı açık kaynaklarda eksiksiz şekilde yayımlanmadı.
Savcılığın iddiasına göre Emrah Şener, geçmişten tanıdığı kişiler üzerinden ihale ve hizmet süreçlerini yönlendirdi.
Baran Aytaş ve Bora Koç’un bu yapı içinde kritik pozisyonlara getirildiği, Boğaziçi TTO üzerinden ihalesiz alımlar yapıldığı, Enarge’nin belirli ihaleleri aldığı ve Singapur merkezli paravan şirketler üzerinden finansal akış sağlandığı öne sürülüyor.
Para transferlerinin “borç” ve “bağış” gibi açıklamalarla gerçekleştirildiği iddialar arasında yer alıyor.
Dosyada yöneltilen suçlamalar:
1- Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak veya üye olmak, 2- İhaleye fesat karıştırmak, 3- Edimin ifasına fesat karıştırmak, 4- Nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik.
Bu suçların bazıları için alt sınır 5 yılın üzerinde, üst sınır ise 12 yıla kadar çıkabiliyor.
Yolsuzluk miktarına ilişkin değerlendirmelerde toplam sözleşme büyüklüğünün 177,2 milyon TL olduğu; kamu zararının en az 100 milyon TL düzeyinde bulunduğu; ayrıca yurt dışına yaklaşık 4,9 milyon dolar aktarıldığı ve bunun en az 1,67 milyon dolarlık kısmının zimmete geçirildiği iddiaları yer alıyor.
Dosyada dikkat çeken en önemli noktalardan biri, tutuklama ve tahliye sürecine ilişkin şeffaflık eksikliği.
İlk tutuklama kararlarının İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verildiği biliniyor. Ancak sonraki tahliye kararlarını veren hâkimliklerin gerekçeleri kamuoyuna açık değil. Tahliyelerin hangi somut kriterlere dayandığına ilişkin gerekçeli karar metinleri yayımlanmış değil.
Bazı sanıkların kısa süre içinde ev hapsi ve yurt dışı yasağıyla serbest bırakıldığı ve süreç içinde tüm tutukluların tahliye edildiği belirtiliyor.
Mahkemenin adli kontrolü yeterli gördüğü anlaşılıyor; ancak bu değerlendirmelerin dayanakları kamuoyuna açıklanmış değil.
Denetim raporundan iddianameye geçişte de dikkat çekici bir dönüşüm var. İlk aşamada soruşturma daha çok iki büyük ihale üzerinden şekillenirken, iddianamede altı ayrı eylem başlığına genişletilmiş bir yapı ortaya konuluyor.
Bununla birlikte bazı haberlerde yer alan “zimmet” vurgusunun iddianame özetlerinde daha geri planda kaldığı görülüyor. Ayrıca denetim raporlarında adı geçtiği öne sürülen bazı isimlerin iddianameye dahil edilip edilmediği de net değil.
Para trafiği açısından bakıldığında ise resmi olarak yayımlanmış bir MASAK raporu metni bulunmuyor.
Buna rağmen iddianame özetleri ve haberlerde, paravan şirketler, yurt dışı transferler ve örtülü finansal işlemler üzerinden bir akış şeması tarif ediliyor.
Dubai ve Singapur merkezli şirketlere yapılan milyon dolarlık transferler bu ağın uluslararası boyutunu gösteriyor.
Boğaziçi TTO ayağında da benzer iddialar bulunuyor. İki proje için yaklaşık 44 milyon 150 bin TL ödeme yapıldığı, fiyat teklifi alınmadan sözleşme imzalandığı ve iş tamamlanmadan ödeme gerçekleştirildiği öne sürülüyor. Ayrıca bazı teknik raporların kurum içinde hazırlanıp TTO üzerinden sunulduğu iddiaları da yer alıyor.
Tüm bu veriler bir araya getirildiğinde ortaya çıkan tablo nettir:
Tahliyelerde kamuya açık gerekçeli karar eksikliği bulunmaktadır.
Denetim sürecinden iddianameye geçerken dosya genişlemiş, ancak bazı suçlama başlıklarının sunum dili değişmiş iddiası vardır.
Ve bütün bu tablo içinde temel sorular hâlâ yanıt beklemektedir:
Tahliye kararlarının gerekçesi nedir?
Denetim raporundaki tüm bulgular iddianameye yansımış mıdır?
Yurt dışına uzanan para trafiğinin resmi kaydı ne söylemektedir?
Ve asıl mesele şudur: Bu dosyanın en karanlık yeri yalnızca para trafiği değil; o trafiği anlatan iddialar ortadayken tahliyeyi açıklayan gerekçenin ortada olmamasıdır.
BKM dosyasındaki isimler açısından doğrulanmış bağlantılar şöyle:
Emrah Şener 2016’da TCMB Başkan Yardımcılığı’na atandı; görev süresi 2020’de Cumhurbaşkanlığı kararıyla uzatıldı. Şimşek, atandığı dönemde Şener için övücü bir paylaşım yapmıştı.
Enarge ile ilişkili olduğu öne sürülen Taha Meli Arvas’ın EPİAŞ Genel Müdürü ve Eti Maden Yönetim Kurulu üyesi olduğu, babası Ercümend Arvas’ın da ASELSAN Yönetim Kurulu Başkanı ve 9 Nisan 2025’ten itibaren Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu üyesi olduğu açık kaynaklarda yer alıyor.
Osman Arslan’ın HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan’ın oğlu olması siyasi ve bürokratik ilişki ağını gösteriyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, CHP dosyaları hakkındaki eleştirilere şöyle yanıt vermişti:
“Ben sadece cumhuriyet savcısı olarak görevimi yaptım. Vicdanen de rahatım.”
Gürlek’e soruyorum: BKM dosyasındaki tutuksuz yargılamalar konusunda da vicdanınız rahat mı?
Akın Gürlek, babasının camide durdurularak mal varlığı üzerinden sorgulanmasına da tepki göstererek şöyle dedi:
“Babam bu durumdan dolayı çok üzülmüş. Bu şekilde rahatsız edilmesi kabul edilemez.”
BKM sanıklarının tutuksuz yargılanmaları, CHP sanıklarının tutuklu yargılanmaları konusunda vicdanın rahat mı?
Bu ayrıcalık babanı da seni de rahatsız etmez mi?
Değerli okurlarım, AKP iktidarında adalet terazisi hukuksuzlukları, yargılamaları, tutuklamaları işte böyle tartar…
Aynı suçtan yargılanan CHP’liler de BKM’liler de ya tutuksuz yargılanmalı ya da tutuklu yargılanmalıdır.
