Türkiye aynı sofrada

Ramazan ayı, Müslüman âlemi için çok önemli bir ay. Bu ayda şehrin ritmi değişir. Trafik yoğunluğu, iş çıkışları ve insanların iftara yetişme telaşı günlük hayatın akışını farklı bir düzene sokar. Misafirlikler, iftar planları ve hazırlıklar şehrin temposunu belirler.

Minareler arasında parlayan mahyalar, sokaklardaki Ramazan şenlikleri, iftar çadırları, marketlerdeki yoğunluk ve cep yakan market faturaları derken Ramazan koca şehirde hızla gelip geçiyor. Bayrama yakın şu günlerde, son davetler yapılıyor; bayram temizlikleri ve alışverişleri başladı bile.

Siz de hissediyor musunuz Ramazan’ın kokusunu? Telaşın, gayretin ve orucun kokusunu… Belki de bu benim ruhumun bir yansıması ama bana Ramazan’ın ayrı bir kokusu varmış gibi gelir. İnsan bu ayda hareketlerine, evine, düzenine ve mutfağına daha çok dikkat eder. Bu yıl sizin de dikkatinizi çekmiş olmalı: İftar sofraları yalnızca evlerde değil; okullarda, kamu kurumlarında, belediyelerde ve meydanlarda da daha özenli ve daha kalabalık kuruluyor.

Başka ülkelerin kutlamalarının bizim kültürümüzmüş gibi aktarılmasını ve hayatımızda çoktan yerleşmiş bir düzen gibi vitrinlerimizde görmeyi uzun zamandır üzüntüyle izliyorduk. Oysa asıl bize ait olan Ramazan duygusunu bu yıl daha güçlü şekilde hatırlamak ve herkesi bu duyguya dâhil etmek çok güzel oldu. Zaten Ramazan yalnızca aç kalmak değil. Ramazan; nefis terbiyesinin ardından bir lokmayı başkalarıyla paylaşmak, sabrı ve şükrü pekiştirmek. Bu yüzden iftar sofralarımız sadece bir yemek değil, bir gönül buluşması.

Türkiye’de iftarın anlamı çok daha derin. Bir masa etrafında paylaşılan bir tabak yemek; komşuya, akrabaya ve hiç tanımadığın “Tanrı misafirine” uzanan köklü bir geleneğin parçası.

Bizim ülkemizde kim olduğunun çok da önemi yok. Davetsiz gelen her misafirin başımızın üstünde yeri var. Günümüzde bu gelenek biraz zayıflamış olsa da içinde bu ruhu taşıyan bir ANADOLU hâlâ var.

Bazen bu konuda içimizde bir sitem de olur. “Misafir üç kısmetiyle gelir; birini yer, ikisini ev sahibine bereket olarak bırakır” diyerek büyütülen nesiller; ne yazık ki bugün yerini, misafir gelecek diye uydurulan bahanelere ve açılmayan kapılara bırakmaya başladı. Yine de umudumuzu kaybetmiyoruz. Çünkü biz birlik ve beraberlik ülkesiyiz.

Bu yıl kamu kurumlarının ve okulların iftar programlarına daha fazla önem vermesi, unutulmaya yüz tutmuş bazı değerlerimizi yeniden hatırlattı. Öğrencilerin velileri ve öğretmenleriyle aynı sofrada buluşması Ramazan ruhunu daha görünür kıldı. Ders kitaplarında öğrenilen değerler, bu tür uygulamalar sayesinde hayatın içinde de deneyimlenmiş oldu. Çünkü iftar sofralarında unvanlar geri çekilir, insanlık başköşeye oturur.

Ve belki de bu yıl kurulan o kalabalık sofralar bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Bir millet bazen en güçlü birlik duygusunu, en sade sofralarda bulur.


© Yeni Ankara