Ekonomi nefes alacak fırsatı bulamıyor
Eğer ekonomi dediğimiz şey bir insan olsaydı, son yıllarda kesin doktora gider ve “Hocam nefesim daralıyor, ayaklarım ağrıyor, başım dönüyor, ne oluyor bana?” derdi. Çünkü küresel siyaset o kadar sert dalgalanıyor ki piyasalar adeta kör, sağır, kötürüm kalıyor. Üstelik mesele sadece para değil; güven, hukuk ve istikrarın da aynı havayı soluması. Hem Türkiye’de hem de dünyada ekonomi sağlıklı değil ve giderek daha da hasta oluyor gibi.
ABD–İran–İsrail hattındaki gerilim son günlerde bir tuhaf hale büründü. Bir taraf “kazandık” diyor, diğer taraf “biz pes etmedik, güçlü şekilde savaşmaktayız” diyor. İsrail’de ise ayrı bir karmaşa yaşanıyor. Başbakan Netanyahu’nun öldüğü yönünde haberler dolaşırken, ardından kahve aldığı bir video ortaya çıkıyor. Ancak bu videonun yapay zekâ üretimi olabileceği de konuşuluyor. Yani gerçek ile propaganda arasındaki çizgi iyice bulanıklaştı.
Bu sırada ABD Başkanı Donald Trump’ın “İran barış istedi” açıklamasına Tahran’dan anında bir yalanlama geldi. Diplomasi dilinin yerini acemice bir psikolojik savaşın aldığı garip bir dönemden geçiyoruz.
“Savaş rejimi değil, önce ekonomileri yıkacak.”
Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve Körfez ülkelerine yönelik saldırılar ise enerji piyasasını doğrudan etkileyen gelişmeler. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri bu boğazdan geçiyor. Böyle bir hattın kapanması, küresel piyasalar için kırmızı alarm demektir.
Asıl hedefin İran’daki rejimi değiştirmek olduğu açıkça konuşuluyordu. Ancak beklenen olmadı. İran’daki iç muhalefetin ayaklanacağı düşünüldü fakat bu da tam tersine İran toplumunu daha fazla kenetledi.
Şimdi masada çok daha tehlikeli bir ihtimal konuşuluyor: nükleer silahlar.
Allah korusun ama böyle bir senaryoyu düşünmek bile ürkütücü. Eğer İsrail’in beklentisi doğrultusunda ABD İran topraklarında bir nükleer silah kullanırsa, bu sadece askeri bir olay olmaz. İnsani büyük bir felaket başlar.
Bu, küresel hukukun da fiilen bittiğinin ilanı olur.
Birleşmiş Milletler’in, NATO’nun ve diğer uluslararası anlaşmaların hiçbir anlamı kalmaz. Çünkü hukuk çökerse küresel sistem de çöker. Diğer bloklar da nükleer için hazırlıklarını başlatırlar. Sırada Rusya, Çin, AB, … bekliyor olurlar.
Hep söyleriz ki ekonomi güven üzerine kuruludur. Bankacılık sistemi, finans piyasaları ve yatırım kararları… hepsi hukuk ve istikrar varsayımına dayanır. Hukuk şemsiyesi ortadan kalktığında bu alanlar hemen ıslanmaya başlar ve son derdimiz ekonomi olur.
Böyle bir kriz ortamında ilk olarak:
Riskten kaçış hızlanır
Küresel faizler yükselir
Borsalar sert düşüşler yaşar
Güvenli limanlara yöneliş başlar
Yani yatırımcıların davranışı bir anda değişir.
PEKİ YA BİZ N’APACAĞIZ?
Türkiye açısından da tablo hassas. Ekonomi yönetimi son dönemde enflasyonu düşürmek ve finansal dengeyi kurmak için zor bir program yürütüyor. Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in attığı adımlar yavaş da olsa piyasada bir toparlanma umudu oluşturmuştu.
Fakat küresel bir nükleer kriz bütün bu dengeleri bir anda bozabilir.
Böyle bir durumda piyasaların vereceği ilk tepki oldukça net olur:
Bitcoin ve kripto varlıklara yönelik iyimserlik zayıflar, daha önceden olumlu ifadelerim geçerliliğini yitirir
Borsa İstanbul’da diğer küresel borsalarda satış baskısı artar
Altın ve değerli metaller yükseliş eğilimine girer
Zaten bugün piyasalarda gördüğümüz yüksek oynaklık ve faizlerdeki yukarı yönlü baskı, risklerin arttığını net şekilde gösteriyor. Piyasalar riskleri hesaplamaya başlamış bile.
Ekonominin yeniden nefes alması için tek olumlu senaryo ise gerilimin düşmesi ve ateşkes ihtimalinin güçlenmesi olur.
Eğer çocuk katili Netanyahu’nun gerçekten öldüğü yönündeki iddialar doğruysa, belki de bölgedeki siyasi denklem değişir ve ateşkes ihtimali güçlenir, rahat bir nefes alırız.
“Barış gelirse ekonomi nefes alır.”
Bölgenin ihtiyacı olan şey bir savaş değil; istikrar, hukuk ve ticaretin yeniden güç kazanmasıdır.
Çünkü savaşın kazananı yoktur ama kaybedeni çoğu zaman ekonomidir.
Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşçakalın.
