12 Eylül’ün ekonomiye vurduğu mühür |
12 Eylül 1980 sabahı Türkiye, radyodan duyduğu bir anonsla uyandı: “Yurtta sükûn, cihanda sükûn.” Ancak bu kez sözler Gazi Atatürk’ten değil, askeri cunta liderlerinden geliyordu. O sabah tanklar sadece sokaklarda değil, ekonominin damarlarında da dolaşmaya başladı. Darbenin en önemli iddiası, siyasetin kaosunu ve ekonominin krizini birlikte çözmekti. Ama tüm acıların ve tahribatı bi kenara bıraksak bile “ekonomiyi tamir edeceğiz.” diyerek gelen bu müdahalenin faturası, yıllar boyunca halkın cebinden çıkacaktı. Aradan 45 yıl geçti, şimdi markette yağ kuyruğu olmasa da kredi kartı ekstrelerinde uzun bir kuyruk gibi uzayıp giden borçlarla boğuşuyoruz.
1970’ler Türkiye’sinde ekonomik manzara pek parlak değildi. “İthal ikame modeli” adı verilen sistemle, içeride üretim teşvik ediliyor, dışarıdan ithalat sınırlandırılıyordu. Ama bu politika, enerji krizi ve siyasi çalkantılarla birleşince ülkemiz için tam bir darboğaza dönüşmüştü. Yağ, benzin, tüp gaz kuyrukları artık günlük hayatın bir parçası olmuştu. Enflasyon yüzde 100’leri aşmış, işsizlik artmış, sanayi üretimi yavaşlamıştı.
Üstelik ekonomik öngörülebilirlik neredeyse sıfıra inmişti. Yatırımcı bir sonraki ayın değil, ertesi günün fiyatlarını bile kestiremiyordu. Ama bu ortamda sendikalar da güçlüydü; işçi ve memur hakları için grev seçenekleri........