Terk mi edildi

Düne kadar aynı ekranlarda, aynı cümlelerin içinde, aynı siyasi iklimin gölgesinde yan yana duran insanlar… Bir sabah bir soruşturma haberiyle birlikte birbirlerinden ne kadar hızlı uzaklaşabildiler. Sanki yıllardır aynı masalarda oturmamışlar gibi. Sanki birbirlerinin cümlelerine omuz vermemişler gibi. Sanki dün övdükleri şeyi bugün hiç savunmamışlar gibi.

Rasim Ozan Kütahyalı hakkında yürüyen bahis soruşturmasının ardından ortaya çıkan manzara biraz da buydu. Türkiye’de yalnızca siyaset değil, dostluklar da galiba “güncel gelişmelere göre” şekilleniyor. Ya da en azından kamuoyuna gösterilen dostluklar…

İnsan ister istemez soruyor: Bir insan hakkında konuşmak için gerçekten soruşturma açılmasını mı beklemek gerekir? Eğer gerçekten yanlış olduğunu düşündüğünüz şeyler vardıysa neden daha önce konuşulmadı? Eğer bugün söylenenler samimiyse, düne kadar süren sessizlik neydi? Eğer düne kadar sessizlik tercih edildiyse, bugün bu kadar yüksek sesle konuşmak neyin ihtiyacı?

Belki de en dikkat çekici olan şey, eleştirilerin tonu değil; hızıdır. Türkiye’de insanlar bir gecede yalnız kalabiliyor. Hele ki medya ve siyaset çevrelerinde… Bir gün “bizden” olanın ertesi gün “hiç tanımamış gibi” muamele görmesi artık şaşırtıcı gelmiyor. Ama yine de insanın aklına takılıyor: Sadakat dediğimiz şey yalnızca güç devam ettiği sürece mi geçerli? Yoksa ilk kriz anında herkes kendisini kurtarmaya mı çalışıyor?

Bu olayın ardından yapılan açıklamalara bakınca insanın aklına başka sorular da geliyor. Bugüne kadar kendisi hakkında hiç konuşmayanların birden bire uzun analizler yapmaya başlaması gerçekten ilginç değil mi? Hele ki o analizlerin çoğu, “zaten ben onu hiç sevmezdim” tonuna dönüşüyorsa… İnsan ister istemez düşünüyor: Dün bunu söylemek neden mümkün değildi?

Daha da ilginci şu değil........

© Yeni Ankara