menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kararsız yükseliş (2) Seçmenin refleksi

5 0
03.05.2026

Türkiye’de siyaset uzun süredir bir ikna faaliyeti olmaktan çok, bir karşı tarafı itibarsızlaştırma yarışına dönüşmüş durumda. Her gün yeni bir “kirlenme” iddiası, yeni bir dosya, yeni bir ifşa kamuoyunun önüne sürülüyor. Ancak bu ifşaların önemli bir kısmı, aslında hedef kitlenin tamamını değil, çok daha sınırlı bir alanı etkiliyor. Çünkü seçmen davranışı rasyonel bir değerlendirme sürecinden ziyade, aidiyetler üzerinden şekilleniyor. Bu nedenle, bir seçmenin “karşı tarafın kirli olduğuna” ikna edilmesine çoğu zaman gerek kalmıyor; o zaten buna hazır, hatta buna ihtiyaç duyuyor.

Asıl sorun, siyasal aktörlerin kendi seçmenlerini “temiz olduklarına” ikna etmekte yaşadıkları zorlukta ortaya çıkıyor. Negatif kampanyanın doğası gereği, sürekli başkalarının hatalarını anlatan bir dil, kaçınılmaz olarak seçmenin zihninde şu soruyu doğuruyor: “Peki ya siz?” Bu soru, doğrudan sorulmasa bile bir şüphe olarak yerleşiyor. Çünkü kirlenmenin bu kadar yaygın ve sıradan bir tema hâline geldiği bir ortamda, seçmen bilinçli ya da bilinçsiz şekilde genelleme yapıyor: “Herkes kirli.”

İşte tam bu noktada “kararsız yükseliş” dediğimiz olgu, yalnızca bir tercih belirsizliği değil, aynı zamanda bir güven krizinin sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Seçmen, aktif bir tercih yapmaktan ziyade, pasif bir geri çekilme eğilimi gösteriyor. Oy vermeme isteği, protest bir tavırdan çok, bir tür korunma refleksi hâline geliyor. Çünkü tercih yapmak, sorumluluk almak anlamına geliyor; oysa güven duyulmayan bir sistemde sorumluluk almak riskli bir davranış olarak algılanıyor.

Ancak bu geri çekilme kalıcı olmuyor. Türkiye’de seçmen davranışının en dikkat çekici özelliklerinden biri, son anda tekrar alışkanlıklara dönme eğilimi. Bu durum ilk bakışta çelişkili görünebilir:........

© Yeni Ankara