Engellilik nimet mi? Yoksa lanet mi? |
Merhaba değerli okurlarım. Bir haftalık aradan sonra yeniden sizlerle birlikteyim. Bu bir haftalık arada, ramazan ayına girmiş olmamız nedeniyle de “İslam ve engellilik” üzerine bayağı bir araştırma yaptım önümüzde ki birkaç yazımda bu araştırmamdan ulaştığım sonuçları, biz engelli bireylerin günlük hayatımızda karşılaştığımız şekliyle sizlerle paylaşacağım.
Bugün sizlerle, özellikle kırsal kesimde söylenen iki yanlış ifadeyi İslam açısından inceleyeceğim. Konunun hassasiyeti nedeniyle mümkün mertebe konu ile ilgili yorum yapmaktan kaçınarak, yazılarımı hadis ve ayetlere dayanarak anlatmaya çalışacağım.
Tolplumda engelliliğin “günahların bedeli / cezası” ya da tam tersine “kişiye özel bir nimet” olarak sunulduğu yönünde iki uç anlayışa rastlayanımız olmuştur. Oysa bu iki anlayış da Kur’ân ve sahih Sünnet’in ruhuna uymaz; her ikisi de eksik, indirgemeci ve çoğu zaman zarar verici yorumlardır.
“Engellilik = Günahların cezası / bedeli” anlayışı:
Eleştiri Bu görüş, halk arasında hâlâ yaygın olsa da, İslam’ın temel ilkeleriyle çelişir: “Suçun şahsiliği prensibi” en net Kur’ânî ilkedir:
“Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.”
Anne-babanın günahı çocuğa, çocuğun günahı başkasına, hatta kişinin kendi geçmiş günahı bile doğuştan engelliliğe “doğrudan ceza” olarak bağlanamaz. Böyle bir genelleme yapmak, Allah’ın adaletini zedeler.
Engellilik her zaman günah-kefaret ilişkisiyle açıklanamaz. Çünkü: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) en yakın sahabelerinden bazıları engelliydi (Abdullah b. Ümmi Mektûm radıyallahu anh görme engelliydi ve Abese Suresi onun için indi).
Doğuştan engelli çocuklar hiçbir günah işlememişlerdir; onlara “ceza” isnat etmek aklen ve naklen imkânsızdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve birçok muteber ilim ehli açıkça “Engellilik ne çocuk için ne ailesi için ceza değildir” demiştir.
Bu anlayış, engelli bireyi ve ailesini damgalama, dışlama, suçluluk hissi yükleme gibi psikososyal zararlara yol açar. Hadislerde “Müslüman’a eziyet etmek, Allah’a eziyet etmektir” buyrulurken, böyle bir bakış tam tersine eziyet üretir.
Kısaca: Engellilik, bazen sonradan işlenen günahların dünyevî bir sonucu olabilir (meselâ içki içip kaza yapmak), ama doğuştan veya genetik engellilik için “ceza” genellemesi yapmak bid’at ve iftira seviyesindedir.
“Engellilik = Kişiye sunulmuş özel bir nimet” anlayışı:
Bu söylem de iyi niyetli görünse de aşırı romantize ve gerçekçi olmayan bir yaklaşımdır:
Engellilik başlı başına nimet değildir; zorluk, acı, kısıtlılık ve ek sorumluluk getirir. “Nimet” demek, o zorluğu yaşayan kişiye “senin acın aslında güzel bir şey” mesajı verebilir ve bu empati eksikliği yaratır.
Kur’ân’da nimet genellikle kolaylık, sağlık, mal, evlat, huzur bağlamında kullanılır. Engellilik ise imtihan kategorisindedir:
Yüce Allah Kur’ân’da Bakara Suresi’nde “Andolsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle deneriz…” diye buyurur. Burada geçen, “Eksiltme” bedensel-engelli olmayı da kapsar; bu imtihandır, doğrudan “nimet” değildir.
“Özel nimet” söylemi, sağlıklı olanların imtihanını küçümser ve dengesiz bir teoloji üretir. Oysa herkesin imtihanı özeldir: Zenginlik de imtihan, fakirlik de, sağlık da, hastalık da.
En önemlisi: Bu söylem biz engelli bireylerin yaşadığı gerçek acıyı, öfkeyi, isyanı, yorgunluğu yok sayar. “Senin engelin aslında büyük nimet” demek, bizlerin mücadelesini hafife almaktır.
Engellilik = Günahın cezası değil, Engellilik çoğu zaman imtihan veya tabiî sebepler sonucudur.
Engellilik = Özel nimet değil, imtihandır. Sabır gösterilirse büyük sevap ve kefaret vesilesi olur.
Engelli günahsızdır, otomatik cennetliktir değil, yalnızca zihinsel engel çok ağırsa evet. Ama Bedensel engelde ise sorumluluk devam eder, günah da işlenebilir.
Sağlıklı olmak üstünlük değildir. Üstünlük sadece takvadadır. Engelli takvalıysa sağlıklı günahkârdan üstündür.
Engellilik ne günahın otomatik cezasıdır ne de kişiye özel bir nimettir. O, dünya imtihanının bir çeşididir: Engelli birey için sabır, tevekkül, ibadette azim imtihanıdır.
Bir de engellinin hayatına etki eden bireyler, bürokratlar, toplum ve devlet vardır. Onlar için de merhamet, yardım, erişilebilirlik, saygı imtihanıdır.
Burada da ister istemez insanın aklına şu soru geliyor. “engelli, ailesine, topluma ve devlete yük müdür? Yoksa ailenin, toplumun ve devlet yöneticilerinin kurtuluşu mudur? Elbette her ikisi de değil. Zira engelli birey ne acımasızca yok sayılacak bir ucubedir, ne de sevap kapısıdır.
İslam’a göre engellilik olgusu, engelli bireyler ve çevresi için bir imtihandır. Her iki taraf da bu imtihanı güzel geçerse, her ikisi de kazanır.