Savaşın kazananı kim?

Dünya bir kez daha aynı sorunun etrafında şekilleniyor:Savaşın kazananı kim?

İran ile İsrail arasında yükselen gerilim, iki ülke arasında sıkışıp kalacak bir kriz değil. Bu çatışma; enerji hatlarından lojistik koridorlara, finans sisteminden tedarik zincirlerine kadar küresel düzenin en kritik noktalarına dokunuyor. Bu yüzden mesele artık sadece askeri değil, doğrudan ekonomik bir kırılma meselesi.

Çünkü modern dünyada savaş, yalnızca cephede verilmez ve asıl etkisini ticaret yollarında gösterir.

Hürmüz Boğazı’nda artan risk, petrol fiyatlarına yansır. Petrol fiyatlarındaki artış, üretim maliyetlerini yükseltir. Maliyetler yükseldikçe enflasyon artar, talep daralır ve küresel ekonomi yavaşlar. Bir bölgede başlayan gerilim, dalga dalga tüm dünyaya yayılır.

Bir geminin rotasını değiştirmesi, bir sigorta priminin artması ya da bir yükün gecikmesi… Bunlar teknik detay gibi görünür. Oysa her biri, ihracatçının kaybettiği bir pazar, ithalatçının üstlendiği ek maliyet ve tüketicinin ödediği daha yüksek fiyat anlamına gelir.

Bu nedenle bugün şirketler artık sadece maliyet odaklı düşünmüyor.“En ucuza nasıl üretirim?” değil, “En güvenli şekilde nasıl tedarik ederim?” şeklinde sorular artık gündemimizde.

Açıkça söylemek gerekirse küresel ticaretin temeli güvendir. Limanların açık kalacağına, yolların kesilmeyeceğine, sözleşmelerin işleyeceğine duyulan güven… Savaş bu zemini sarsar. Güven sarsıldığında ise sadece ticaret değil, yatırım iştahı da geri çekilir.

Peki bu denklemde kazanan kim?

Kısa vadede bazı aktörler avantaj sağlayabilir. Enerji fiyatlarındaki artıştan faydalananlar, savunma sanayii üzerinden kazanç elde edenler ya da jeopolitik pozisyonunu güçlendirenler olabilir.

Ama bu tablo uzun vadede değişmez çünkü savaşın kalıcı bir kazananı yoktur.

Çünkü savaş, sadece bugünü değil geleceği de tüketir. Sadece dengeleri bozmaz, belirsizliği kalıcı hale getirir.

Bugün İran-İsrail gerilimine bakarken asıl sorulması gereken soru şu olmalı:Kim kazanacak değil, bu süreç dünyadan ne götürecek?

Çünkü artık açıkça görüyoruz ki; savaşlar haritaları değiştirir ama asıl tahribatı ekonomide bırakır ve her savaşın sonunda aynı gerçek ortaya çıkar. Aslında kazanılan hiçbir şey, kaybedilen istikrarın yerini dolduramaz.


© Yeni Ankara