Katil çocuk, maktul öğretmen: Sınır koymayan toplum şiddeti büyütür

Dijital dünyaya yaş sınırı gelmeli dedik.Kimlik doğrulaması olmalı dedik.Anonim zorbalık bitmeli dedik.Çocuk sınırsız ve denetimsiz bir dijital evrene terk edilmemeli dedik.

Ve şimdi, 15 yaş altına sanal medya yasağı gündemde.

Bu bir yasak değil; bir koruma refleksidir.Bu bir baskı değil; sorumluluktur.

Henüz kişilik gelişimini tamamlamamış çocukları kimliği belirsiz hesapların, dijital linç kültürünün ve görünmez şiddetin içine bırakmak özgürlük değil, ihmaldir. Kimlik doğrulaması, yaş sınırı ve hesap verebilirlik medeniyet göstergesidir.

Ancak açık konuşalım: Dijital düzenleme tek başına yeterli değildir.

Çünkü zorbalık bir uygulama değil, bir iklimdir.

Ve o iklim yalnızca ekranlarda oluşmaz. Okul koridorlarında, sınıf içlerinde, idare odalarında ve hukuk metinlerinde şekillenir.

Zorbalıkla mücadele pamuk şeker cümlelerle olmaz.“Farkındayız”, “yanındayız”, “birlikte başaracağız” gibi iyi niyetli ama yaptırımsız sloganlar topluma geçici bir rahatlama sağlar; gerçek güvenlik üretmez. Güvenlik; sınırla, kuralla ve caydırıcılıkla sağlanır.

Bugün okul koridorunda başlayan küçük bir itme…Bir alay, bir dışlama…“Çocuk işte” denilerek geçiştirilen bir tehdit…

Yarın dijital linçe, öbür gün fiziksel şiddete dönüşebilir. Çünkü zorbalık sınır tanımaz; sınır koyulmayan yerde güçlenir.

Okullarda ise sessiz bir kriz var. Disiplin yönetmelikleri kâğıt üzerinde; uygulamalar “aman büyümesin” anlayışında. Uyarı verip geçmek, aileyi çağırıp dosyayı kapatmak… Oysa caydırıcılık netlik ister. Kurallar eşit uygulanmadığında mağdur ikinci kez cezalandırılır. Çoğu zaman zorbalık yapan değil, uğrayan okul değiştirir.

Bir de “başarı” illüzyonu var. Herkesin takdir aldığı ama davranış ikliminin çöktüğü okullar… Not enflasyonu yalnızca akademik kaliteyi değil, adalet duygusunu da aşındırır. Denetim göstermelik değil, yaptırım gücü olan bir yapıya kavuşmalıdır.

Ve mesele en sonunda hukuka dayanır.

'KATİL ÇOCUK, MAKTUL ÖĞRETMEN'

Bu ifade hukuk dilinde soğuk ve tekniktir.“Katil çocuk”, suçu işlediği iddia edilen ya da mahkemece sabit görülen failin 18 yaşından küçük olduğunu anlatır.“Maktul öğretmen” ise öldürülen kişinin bir öğretmen olduğunu belirtir.

Hukuk dili duygudan arınmış olabilir; ama toplumun vicdanı arınmaz. Çünkü bu cümle geri gelmeyecek bir hayatı anlatır.

Çocuk yaşta ağır suç işleyenlere uygulanan ceza indirimleri, hukukun çocukları koruma refleksinin sonucudur. Gelişimsel eksiklikler, olgunlaşmamış muhakeme yetisi dikkate alınır. Bu, medeniyetin kazanımıdır.

Ancak sorun, indirimin otomatik ve sorgusuz bir refleks hâline gelmesidir.

Toplumda giderek tehlikeli bir algı kök salıyor:“Nasıl olsa çocuğum, az ceza alırım çıkarım.”

İşte kırılması gereken anlayış budur.

Bir çocuğun bir insanın hayatına son verdiği durumda yalnızca failin yaşına odaklanan bir merhamet dengesi adalet duygusunu zedeler. Mağdurun yaşı büyümez. Kaybedilen hayat geri gelmez. Bir öğretmenin ailesi için “indirim” diye bir kavram yoktur.

Ceza hukukunun amacı intikam değildir.Ama caydırıcılık temel işlevidir.

Eğer ağır suç işleyen bir çocuk, sistemin zayıf olduğunu düşünüyorsa; çevresi bunu hesaplayabiliyorsa; “en fazla şu kadar yatar çıkarım” hesabı yapılabiliyorsa, hukuk caydırıcılığını kaybetmiştir.

Zorbalıkla mücadele tam da burada başlar.

Çünkü ağır suç bir eşik aşımıdır. O eşik geçildiğinde toplum net bir “dur” demezse, şiddetin dozu artar. Bugün akranına sistematik şiddet uygulayan bir zihniyet, yarın daha ağır suçlara yöneldiğinde şaşırmamak gerekir.

Bu nedenle iki ilkeyi aynı anda savunmak zorundayız:

Bir: Çocukların korunması ve gerçek rehabilitasyonu.İki: Ağır suçlarda hissedilir, topluma güven veren caydırıcı yaptırım.

Ceza indirimi otomatik olmamalıdır. Her dosya; psikolojik değerlendirme, sosyal geçmiş, tekrar riski ve kamu güvenliği açısından titizlikle ele alınmalıdır. Islah mekanizmaları güçlü olmalı; ama toplum güvenliği ikinci plana itilmemelidir.

Merhamet ile zaaf arasındaki çizgi net çizilmelidir.

Pamuk şeker cümleler geçici rahatlama sağlar.Oysa çocuklarımızın ihtiyacı olan şey rahatlama değil, güvenli bir gelecek.

Ve şu cümleyi net kurmak zorundayız:

Çocuk olmak korunma sebebidir.Ama ağır suç için sınırsız bir indirim gerekçesi olamaz.

Adalet hem koruyucu hem caydırıcı olmak zorundadır.Aksi hâlde zorbalık büyür, şiddet cesaret bulur ve bedelini yine en savunmasız olanlar öder.

Çünkü bir toplumun gerçek gücü, hem en zayıfını koruyabilmesinde hem de gerektiğinde sınır koyabilmesindedir.


© Yeni Ankara