23 Nisan neydi, ne oldu? |
23 Nisan sadece bir tarih değildir.Bir milletin yeniden ayağa kalkma iradesidir.Ama aynı zamanda bir vicdanın, bir merhametin ve bir sorumluluğun adıdır.
Sene 1924…23 Nisan resepsiyonlarına sadece devlet erkânı değil, çocuklar için çalışan bir cemiyet de katılmaya başlar. Bu sürecin öncülerinden biri de Latife Hanım'dır.Her yıl bu cemiyet adına bağışlar toplanır.
Peki nereye gider bu bağışlar?
Savaşın yetim bıraktığı çocuklara…Şehit ailelerinin evlerine…
Kısa sürede 300 binden fazla çocuğa ulaşılır.Bu çocuklara sadece yardım edilmez; bir anne-baba şefkatiyle sahip çıkılır.
Kitap verilir…Elbise verilir…Gıda, yakacak sağlanır…
Ama en önemlisi ne verilir biliyor musunuz?Değer verilir.
İşte bu yüzden 23 Nisan, sadece bir meclisin açılışı olmaktan çıkar…Çocuklarla özdeşleşir.
1926’ya gelindiğinde bu ruh artık bir isme kavuşur:Çocuk Bayramı.
Sonra bu vizyon büyür…Sınırları aşar…Ve Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu bayram, dünya çocuklarının da bayramı olur.
Ama bugün…Durup kendimize sormamız gerekiyor:
Bir zamanlar savaşın ortasında bile çocuklarına sahip çıkan bir millet,bugün kendi çocuklarını dijital karanlıkların,yozlaşmış içeriklerin,denetimsiz platformların ortasında yalnız bırakıyor.
O gün yokluk vardı ama sahip çıkma vardı.Bugün imkân var ama ihmal var.
Artık acı bir gerçekle yüzleşmek zorundayız:Bırakın dünya çocuklarını…Önce kendi çocuklarımıza sahip çıkmak zorundayız.
Onlara yeniden “bayram tadında” günler sunmak zorundayız.Güvende oldukları, korundukları, değer gördükleri bir dünya kurmak zorundayız.Çünkü çocuk;ihmal edilirse kaybolur,ama sahip çıkılırsa bir milleti ayağa kaldırır.23 Nisan’ı yeniden anlamak istiyorsak,sadece kutlamak yetmez…
O ruhu yeniden inşa etmek gerekir.