“Sebepsiz savaşlar çağı”
Savaşları hep tarih kitaplarından okuduk. Sayfalar arasında ilerlerken bir hilalin gölgesinde verilen mücadeleleri öğrendik. Kimi zaman vatanı korumak için, kimi zaman inancı yaşatmak için, kimi zaman da kargaşaya sürüklenmiş coğrafyalara düzen ve huzur götürmek adına…
Selçuklu Devleti, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti…
Bu üç büyük yapı sadece savaşan değil; aynı zamanda inşa eden, kuran ve yaşatan medeniyetler olarak anlatıldı bize. Gittikleri yerlere köprüler kuran, kütüphaneler açan, şehirler inşa eden bir anlayıştan söz edildi.
Elbette savaşın kendisi yıkımdır. Ancak tarih bize, savaşın içinde bile bir ahlak arayışının olduğunu gösteren örnekler sunar. Kadına, çocuğa, sivile dokunmamayı ilke edinen bir anlayış… Bugün kulağa ideal gibi gelse de geçmişin bazı dönemlerinde bu bir düstur olarak benimsenmiştir.
Tarih kitapları sadece bir medeniyetin hikâyesini anlatmaz. Aynı sayfalarda, başka coğrafyalarda yaşanan farklı gerçeklikleri de okuruz. Afrika’da, Amerika’da ve dünyanın pek çok yerinde sömürgecilik faaliyetleriyle iz bırakan Avrupa merkezli güçlerin; yer altı ve yer üstü kaynaklarını alıp götürdüğü, yerel halkları köleleştirdiği, kültürleri yok ettiği anlatılır.
Bu sadece geçmişte kalmış bir hikâye mi?
Yakın tarihe bakalım. Irak, Suriye ve bugün gerilimlerin odağında yer alan İran…
Bu coğrafyalarda yaşananlar, artık klasik söylemlerle bile açıklanmıyor. Eskiden “özgürlük” denirdi, “demokrasi” denirdi. Şimdi çoğu zaman gerekçe bile sunulmadan çatışmalar başlıyor. En ağır bedeli ise yine siviller, yine çocuklar ödüyor.
Belki de yeni bir başlık atılacak tarih kitaplarına: “Sebepsiz Savaşlar Çağı”.
Evet, sınavlara hazırlanıyorsunuz. Sayısal başarılar, kariyer planları, gelecek hedefleri… Hepsi çok kıymetli. Ancak bir o kadar önemli başka bir şey daha var: Hafıza.
Tarih sadece geçmişi öğrenmek için değil, geleceği kaybetmemek için okunur.
Bugün dünyada en sık kullanılan stratejilerden biri hâlâ aynı: böl, parçala ve yönet. İnsanları kimlikleri, fikirleri, inançları üzerinden ayrıştırmak… Sonra o ayrılıktan güç devşirmek.
İşte tam da bu yüzden;
Birbirinize düşmeyin.Kolay söylemlere kanmayın.Size “özgürlük” diye sunulan her şeyin arkasını sorgulayın.
Unutmayın, siyasi aktörler gelir ve gider. Ama bu topraklarda yaşayacak olan sizlersiniz. Sizin çocuklarınız, onların çocukları…
Bu yüzden en büyük sorumluluk da size ait:Çalışmak, üretmek ve en önemlisi bir arada kalabilmek.
Çünkü bir ülkenin gerçek gücü ne sadece ordusudur ne de ekonomisi…Gerçek güç, bölünmeyen bir toplumdur.
Ve tarih, en çok bölünenleri yazar. Ama en çok da birlik olanları hatırlar.
