Ölmeyen Medeniyet |
Bize ezberletilen Batı uygarlığı; hep zulmün, caniliğin, vahşetin, katliamın adı.
Batılıların dünyanın kanını emdikleri, dünyayı cehenneme çevirdikleri, bütün kültürleri, uygarlık adına, özgürlük adına, laiklik adına yağmaladıkları, tarihten sildikleri bir zaman dilimindeyiz. Bütün olaylara Mümin kimliğimizle bakıp değerlendirmeliyiz. İnsanın yok oluş felaketine sürüklenmesiyle iç içeyiz. Zihin işgalinden, sosyal medya, internet ağlarından bağlarından kurtularak gündemin peşinde gitmeden fikrî istikametimizle tahlil yapmalıyız.
Batı’nın cins adamlarının, ‘Avrupa uygarlığı, ölüler evini andırıyor. İnsanlığı yok edecek silahlar geliştirmek, uygarlık değil barbarlık! İnsanı yaptıklarının kölesi yapmak da uygarlık olmaz.’ Bu ve benzeri sözleri söyledikleri halde hâlâ Batı uygarlığı ezberletiliyor eğitim sistemimizde. Biz; gittikleri her yeri sömüren, yaşatmayan bütün imkanlarını kullanan vahşete ‘Batı Uygarlığı’ demeyi bırakalım artık. Vahşete ‘uygarlık’ demeyelim.
Bunları yazıp söylerken Üstad Sezai Karakoç’un yazımın başlığına koyduğum Çağ ve İlham kitabındaki Ölmeyen Medeniyet yazısından bir iki notu naklediyorum.
“Medeniyetimizin içine girdiği bunalım, Batıda olduğu kadar İslâm ülkelerindeki aydınlarda da bazı yanlış kanaatlerin doğmasına sebep oldu. Medeniyetimizin öldüğünü sandılar. Oysa, ortada koskoca bir medeniyetin milleti var. Bugün için bölünmüş, parçalanmış olsa da var. Düne kadar, bu topluluk, ırk, dil ve mezhep ayrımı gözetmeksizin ayni bayrağın altında, nabzında ayni idealin atışlarının duyulduğu, kaynaşmış tek bir milletti. Birinci Cihan Savaşında, medeniyetleri, yurtları, inanç ve idealleri uğrunda, her cephede can vermekten çekinmeyenlerin milleti. Kafkas cephesinde entari ile gelen Arabistanlılar,........