Tüketim çağında kanaatkâr olmak |
Tüketim çağında kanaatkâr olmakSÜLEYMAN GÜLEK
Tüketim çılgınlığı ve kaybolan huzur; günümüz dünyası, hiç olmadığı kadar hızlı tüketime dayalı bir sistem üzerine kurulu. Her gün yüzlerce reklam, sosyal medya akışları ve pazarlama stratejileri, bize “daha fazlasına” sahip olmamız gerektiğini fısıldıyor. Yeni çıkan telefon modelleri, indirim günlerindeki alışveriş çılgınlıkları, sürekli değişen moda akımları…
İnsan, bu sarmalın içinde kendini bir tüketim makinesi gibi hissetmeye başlıyor. Peki, bu durum bizi gerçekten mutlu ediyor mu? İslâm, insana “kanaatkâr olmayı” öğütlüyor. Kanaat, sadece fakirliğe razı olmak değil, sahip olduklarıyla yetinmek ve şükretmektir. Bugünün tüketim çağında, bu erdemi korumak neden bu kadar önemli?
1. Kanaatkârlık: İslâm’ın Unutulan Değeri
a) Kanaatin Tanımı ve Önemi
Kanaat, “yetinme, razı olma, elindekine şükretme” anlamını taşır. Kanaat az ile yetineceğim diye tembellik edip az çalışmak, az kazanmak demek değildir. Müslüman, helâl yönden gücü nisbetinde çalışmalı ve kazanmalı, israfa kaçmadan gerektiği gibi harcamalı ve hayırda bulunmalıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: “Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.” (Buhârî, Rikak 15) Bu hadis, gerçek zenginliğin maddi varlıkla değil, kalp huzuruyla ölçüldüğünü gösteriyor.
b) Kanaat ve İktisat İlişkisi
Kanaat, israfın zıddıdır. İslam, iktisatlı (tutumlu) olmayı emrederken, savurganlığı yasaklamıştır. Kur’ân-ı Kerim’de: “Yiyin, için, fakat israf........